• Anasayfa
  • Biyografi
  • Türk Dili
  • Türk Edebiyatı
  • Forum
  • İletişim
Turkceciler.com

Türk Dili -Makaleler

  • Türk Dili Anasayfa
  • Yanlış Dolu Bir Sözlük
  • Türkçenin Anlatım Gücü
  • Türkçenin Sorunları
  • Türkçenin Güncel Sorunları
  • Türkçe Sorunu
  • Çözüm Önerileri
  • Dilimiz Kimliğimizdir
  • Tarihten Geleceğe Türk Dili
  • Alfabe Değişimi
  • Türkçenin Kaybolan Sesleri
  • İsmail Gaspıralı'nın Fikirleri
  • Türkçenin Dünü Bugünü Yarını (Z.Korkmaz)
  • Türkçenin Dünü Bugünü Yarını (E.Gemalmaz)

TÜRKÇEMİZİN GÜCÜ VE GELECEĞİ

Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ/   A.Ü.Eğitim Bilimleri Fakültesi

Bilgi çağını yaşayan dünyamızda  eğitim bir güçtür.Dil ise bu güce  ulaşmanın en önemli  anahtardır. Dil, öğrenmenin kalbi ve  insan beyninin sınırsız bir becerisidir. İnsanlar bu sınırsız becerilerini  kullanarak öğrenir ve kendilerini hayat boyu geliştirirler. Dil, insanların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine, iletişim kurmasına, birbiriyle etkileşmesine, dış dünya ile bütünleşmesine ve  kültürün  nesilden nesile aktarılmasına yardım eder.Bu nedenle günümüzde çoğu ülkede  küçük yaştan  itibaren dil ve  zihinsel  becerileri  geliştirecek bir eğitim  üzerinde durulmaktadır.

          Dile ve dil öğretimine ağırlık vermeyen bir ülke geleceğe kapılarını kapatmış demektir. Kalkınma için sadece sanayi ve tarımdaki gelişmeler, sağlık alanındaki ilerlemeler vb. yeterli değildir.Dil ve zihinsel becerileri gelişmiş akıllı insanlar yetiştirilmeden  kalkınma gerçekleştirilemez.Akıllı insanlar olmadan  bilgi ve  teknoloji de üretilemez. Bilgi ve teknoloji insansız kullanılamaz.  Bu durumu fark eden ülkeler  düşünen, anlayan, araştıran,  sorgulayan, sorun çözen bireyler  yetiştirmek için dil ve zihinsel becerilere ağırlık vermektedir. Çünkü bu beceriler insan beyninin daha etkili ve verimli kullanılmasını sağlamakta, bilginin kullanımını ve üretimini kolaylaştırmaktadır.

Dil öğretimi konusunda Ülkemizde son yıllarda önemli gelişmeler olmuş, dil ve zihinsel becerileri geliştirme yeni Türkçe Öğretim Programında temel amaç olarak alınmıştır. Programda Türkçe öğretimi, sadece dinleme, konuşma, okuma, yazma, görsel okuma ve görsel sunu gibi dil becerilerinin geliştirilmesi değil, aynı zamanda  düşünme, anlama, sıralama, sınıflama, sorgulama, ilişki kurma, eleştirme, analiz-sentez yapma ve değerlendirme gibi zihinsel becerilerinin geliştirilmesi olarak belirtilmiştir. Bu süreçte öğrencilerin Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma, iletişim kurma, problem çözme, karar verme, öğrenmeyi yaşam boyu sürdürme gibi becerilerini  geliştirmeleri beklenmektedir.

         Türkçe öğretiminde dil becerileriyle birlikte zihinsel becerileri geliştirme  ön plana alınmıştır.Bunun amacı öğrencilere Türkçeyi doğru, güzel ve etkili öğretmek, Türkçenin giderek gelişmesini, yayılmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır.ÇünküTürkçemizin milâttan önce dört bin yılına kadar uzanan eski ve köklü bir geçmişi vardır. Türkçe, Ural-Altay grubunda yer alan eklemeli bir dildir. Türkçe tarihi süreç içinde dünyaya yayılmış ve çeşitli dilleri etkilemiştir.Ülkemizdeki bazı kaynaklar  dünyanın çeşitli yörelerinde  Türkçe konuşan iki yüz  milyon  insan olduğunu belirtmektedir. Ancak uluslar arası  kaynaklarda Türkçe konuşan kişi sayısı yetmiş beş milyon olarak açıklanmaktadır. Bu sayı ile Türkçenin dünya dilleri arasında durumu ve geleceği nedir?

Dünya Dillerindeki Gelişmeler

            UNESCO  19 şubat  2009  günü dünya dillerinin durumunu gösteren 'Dünya Dil Atlası'nı açıklamıştır.Dil Atlası'ndaki veriler bizi karamsarlığa ve cesaretsizliğe sürükleyecek düzeydedir.Bu Atlasa göre dünyamızda  6 000 civarında dil vardır. Bu dillerin % 96 'sı dünya nüfusunun % 4'ü tarafından, sadece  %3 'ü ise  dünya nüfusunun % 96' sı tarafından kullanılmaktadır.Tamamen zıt iki durum söz konusudur.Bir başka ifadeyle  dünyamızdaki nüfusun tamamına yakını  10 dili, yarıdan fazlası  sadece 8 dili, yani Çince, İngilizce, Hintçe, İspanyolca, Rusça, Arapça, Portekizce ve Fransızca'yı kullanmaktadır. Dünyada çok  konuşulan dillerin çeşitli kriterlere göre bir etkililik sıralaması yapılmıştır. Buna göre ilk  üç sırayı İngilizce, Fransızca ve İspanyolca almaktır.Bunu Rusça, Arapça, Çince, Almanca, Japonca, Portekizce ve Hintçe izlemektedir.
UNESCO'nun Dil Atlası'na göre önümüzdeki yıllarda   dünya dillerinin   % 50' si yok olacaktır. Dil Atlası'nda çeşitli araştırma ve ölçütlere göre  tehlikede olan 2.511 dil 5 düzeye ayrılmıştır.Bunlar 'ölmek üzere olan diller, durumu çok kritik olanlar, ciddi tehlikede olanlar,  tehlikede olanlar ve şimdilik  kullanılan  diller' şeklinde sıralanmıştır. Buna göre 2.511 dilin 200  den fazlası  ölmek üzere, 538 dilin durumu çok kritik, 502 dil ciddî tehlikede, 632 dil tehlikede ve  607 dil ise şimdilik  kullanılır durumdadır. Bu olumsuz gelişmelerin sürmesi halinde  bu yüzyılın sonunda  konuşulan dillerin % 95'i yok olacaktır.Bir başka ifadeyle  her yıl 10 dil ölmektedir. Bazı dilciler her    15 günde  bir dilin öldüğünü iddia etmektedirler. Dillerin ölüm oranı  dil çeşitliliği olan bölgelerde daha  yüksektir. Bu dillerle birlikte kültürel zenginlikler de ölmektedir. UNESCO Genel Müdürü Koïchiro Matsuura " Dillerin kaybolmasıyla birlikte  çok sayıda kültür mirası, özlü ve değerli sözler, deyimler, ifadeler, şiirler, hikâyeler, atasözleri, eğlenceler, toplumun konuştukları vb. yok olmaktadır.Dillerin ölümüyle birlikte insanlar arasındaki çeşitlilik, dünya ve doğa hakkındaki bilgiler de yok olmaktadır." diyerek  konun önemine dikkat çekmektedir.
Bu gelişmeler önümüzdeki yıllarda  çoğu dilin kısa sürede kaybolacağı anlamına mı gelmektedir? Dilciler yüz milyon kişinin konuştuğu   diller için bir tehlikenin söz konusu olmayacağını  tahmin etmektedir. Bir başka ifadeyle uzmanlar eğer bir dili konuşan kişi sayısı   yüz milyon kadar ise onun yaşama şansının olduğunu ifade etmektedirler. Oysa  dünyadaki altı bin  dilin yarısını  konuşan insan sayısı 10.000 'den azdır.Geriye kalan dilleri konuşanların   sayısı ise 1000 ve daha azdır. Dünyamızda sadece 15 dili konuşanların sayısı  yüz milyonu geçmektedir. Bunlar Çince, İngilizce, Hintçe, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Arapça, Portekizce, Almanca, Japonca, İtalyanca gibi diller olmaktadır. UNESCO Dil Atlası'nın yöneticisi Christopher Moseley, "İngilizce, Fransızca ve İspanyolca  gibi  diller,  diğer dillerin  ölümünün sorumlusudur." demektedir. Bu durum  uluslar arası düzeyde hızlı çabaları ve önlemleri gerektirmektedir(UNESCO, 2009).

          Dillerin ölümü yeni bir olay değildir.Dünyamızda bu güne kadar  30 000  kadar  dil doğmuş ve bunların çoğu hiç iz bırakmadan kaybolmuştur. Eskiden  dillerin çok olması  hızlı ve kolay iletişim, bilimsel ilerlemeleri paylaşma, sanayileşmeyi geliştirme vb. açısından sorun olarak görülmüştü. Dillerin çeşitliliği  bilgilerin yayılması ve fırsat eşitliğine engel olarak düşünülmüş, tek dil ideal olarak görülmüştü. Hatta 19. yy sonunda  evrensel  dil fikri doğmuştu.Ancak son yıllarda internet nedeniyle küçük diller hızla yok olmaktadır.   Dünyamızdaki uluslar arası finans pazarları ile bilgilerin elektronik araçlarla yayılması gibi durumlar, küçük diller için  tehlike oluşturmaktadır.Çünkü  dünyamızdaki dillerin % 90 'ı internette  yer almamaktadır. İnternet üzerinde kullanılmayan bir dil artık modern dünyada yok sayılmaktadır(UNESCO 2009, Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000).

         Diğer taraftan internet nedeniyle  dil çeşitliliği  giderek azalmakta  ve hatta tek dile doğru gidilmektedir. Bu durumun  sonuçlarının gelecekte  çok ağır olacağı düşünülmektedir. Eğer dünyamızda tek dile doğru gidersek bundan önce zihinlerimiz   etkilenecektir.  Yani  tek tip düşünen, anlayan, sorgulayan, düşünceleri ve bakış açıları  tek tip hale gelmiş insan toplulukları ortaya çıkacaktır. Doğuştan gelen dil farklılıklarımızla düşünüş ve yaratıcılığımızın önemli bir bölümü kaybolacaktır. Buna karşılık   dillerin ölümü ile insanlık tarihinin önemli bir bölümü de yok olacaktır.Diller insanlar arasında sadece  iletişim aracı değildir.Diller,  aynı zamanda   konuşanların dünya görüşünü, düşüncelerini, bilgiyi kullanma biçimlerini de içermektedir.  Bu nedenle farklı diller farklı kültürlerin de bir yansımasıdır. Dilin ölmesi kültürün de ölmesidir.Dünyayı tek bir dili, kültürü ve yaşam biçimini  kabul etmeye zorlamak,  diğer düşünceleri dikkate almamak ya da reddetmek demektir. Bu durum hakim toplululuğun ifade ve görüşleri ile dünyayı  boğmak demektir.

İngilizce Baskısı Önlenebilir  mi ?

          Günümüzde insanlığın yarısı  İngilizce'yi konuşmaktadır.İngilizce iletişim aracı olarak dünya dili olmaya başlamıştır. İngilizce çok mükemmel bir dil olduğundan dolayı  yayılmamaktadır. Tam tersine bu dili konuşanların bilimsel ve ekonomik üstünlükleri, diğer insanları bu dili öğrenmeye zorlamaktadır. İngilizce ilk kez  1919 yılında  Versailles antlaşması ile resmi belgelere girmiştir. O günden sonra  ekonomik ilişkiler, eğitim, iletişim,medya vb. alanlarda hızla yayılmaya başlamıştır. 20. yy başındaki  ekonomik gelişmeler  İngilizce'nin gelişmesine de eşlik etmiş ve çoğu insan  kendi dili yerine İngilizce'yi kullanmaya başlamıştır. Bu durumun ekonomik, kültürel, etkileşim ve iletişim açısından çok iyi olacağı söylenmiştir.Hatta o yıllarda  İngilizce konuşmanın   diğer dilleri yok etmeyeceği, tam tersine   daha geniş bir geleceği oluşturmak için bir araç olacağı belirtilmiştir (Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000).

         Ancak sonraki yıllarda söylenen durumlar gerçekleşmemiştir. Uluslar arası politik, sosyal, ekonomik ve eğitim toplantıları, kişiler ve gruplar arasındaki raporlar vb. hep İngilizce yazılmıştır.Bireylerin yükselişi, akademik yükselmeler, yayın yapma vb. İngilizce  kullanma kapasitesiyle eş anlamlı olmuştur. İngilizce bu şekilde derinden, ustaca,sessiz ve hızlı bir şekilde her alanda yayılmaya başlamıştır.Bir başka ifadeyle İngilizce diğer dillerle ciddî bir savaşa girmiştir. Dünyamızdaki bu  dil savaşı özellikle çok az hissettirilmiş ve çok az dile getirilmiştir. Dikkatler başka yönlere çekilmiş ve dünyamızdaki askerî, diplomatik, politik, ekonomik, stratejiler,  güçler ve savaşlar sürekli incelenerek gündemde tutulmuştur. Böylece dil savaşından çok iyi sonuçlar alınmış ve savaşın galibi de İngilizce olmuştur.

İngilizce  artık baskın ve yaygın bir dildir.İngilizce konuşanların sayısı hızla artmakta ve bir milyara yaklaşmaktadır. İngilizce'nin tek dile doğru gidişi diğer diller için büyük tehlikedir.İngilizce'nin yükselişi  diğer dilleri tehdit etmekte ve hızla  eritmektedir. İngilizce diğer dilleri hem dış ve hem de iç olmak üzere iki yönden eritmektedir.Birincisi çok sayıda kişi ana dili yerine İngilizce'yi öğrenmekte ve kullanmaktadır.Örneğin çoğu ülkede öğrenciler ana dilleri  yerine İngilizce'yi tercih etmektedirler. İkincisi ise her dilde  İngilizce kelime sayısı hızla  artmaktadır. Çünkü bilgi ve teknolojik araçlarla her dile çok sayıda  İngilizce kelime girmektedir.Bu durum internet aracılığıyla da desteklenmektedir. Internet,   dil savaşında  ikili vuran bir silah gibidir. Çünkü  bilgilerin büyük bir bölümü tek dilde yani İngilizce sunulmaktadır. Bu konuda UNESCO 'nun  yayınladığı 'İletişim  ve Dünya Bilgi Raporu'na göre, dünyamızda internet kullanıcılarının % 58' i İngilizce'yi kullanmaktadır. Bunu  % 8,7 ile İspanyolca, % 8,6 ile Almanca, %7,9 ile Japonca ve  % 3,7 ile  Fransızca kullananlar izlemektedir. Bu durum Web sayfaları üzerinde yapılan araştırmada  iyice netleşmekte,   tarama yapanların %  81'i İngilizce, %  4'ü Almanca, %  2' si Japonca ve Fransızca, % 1'i İspanyolca'yı kullanmaktadır. Web sayfalarında tarama yapılan diğer dillerin toplamı ise sadece  % 8 olmuştur.

            Dünya Dil Atlası üç soruyu gündeme getirmektedir. Birincisi dünyamızdaki büyük ve ulusal diller İngilizce'ye  karşı nasıl ayakta kalacaktır? İkincisi   yok olma tehlikesi içindeki  diller için neler yapılacaktır? Üçüncüsü  Türkçemizin durumu ve geleceği ne olacaktır?

       Türkçemizin Gücü ve Geleceği

         Dünyamızdaki gelişmelere ve UNESCO'nun verilerine  göre  baskın diller karşısında   Türkçemizin de gelecekte sorunlarla karşılaşacağı anlaşılmaktadır.Bu durum  hızlı çabaları ve önlemleri gerektirmektedir.Bunların başında Türkçenin korunması ve gelecek nesillere iyi öğretilmesi gelmektedir.Bu amaçla Türkçe öğretiminde  dil ve zihinsel becerileri geliştirmeye, düşünen, anlayan, araştıran,  sorgulayan, sorun çözen bireyler  yetiştirmeye ağırlık verilmelidir. Bu beceriler insan beyninin daha etkili ve verimli kullanılmasına yardım etmektedir.Diğer taraftan beyin araştırmalarına göre Türkçe  bazı üstünlüklere sahiptir.Bu araştırmalar Türkçenin beynin işleyişine uygun  olduğunu ve zihinsel becerileri geliştirici özellikler taşıdığını ortaya çıkarmıştır. Özellikle ses zenginliği, ses-şekil ilişkisi, kelime tanıma, hece ve kelime türetme, zihinsel sözlük gibi özellikler  eğitim öğretimde kolaylık sağlamaktadır.Bunlar aşağıda kısaca özetlenmiştir.
Ses Zenginliği: Türkçe güçlü ve zengin bir ses yapısına sahiptir.Türkçedeki ünlü seslerin zenginliği  hem dilimize güzellik katmakta hem de okuma,yazma, eğitim öğretim vb. süreçleri kolaylaştırmaktadır.Bu özellik çeşitli araştırmalarda açıkça ortaya çıkmaktadır.

Dille ilgili son  araştırmalar,   bebeğin anne karnında 5. aydan itibaren sesleri fark ettiğini, gürültülere, müziğe, sözlere tepki gösterdiğini,  sesleri ve sık tekrarlanan kelimeleri  öğrendiklerini göstermektedir.Yine bebeğin doğum öncesi  okunan metinleri,  doğduktan sonra tanıdığı, anne ve babasının adını bilerek doğduğu ortaya çıkmıştır.  Stern, Schaffer, Rondal, ve Boysson-Bardies gibi araştırmacılar, bebeklerin  sözlerin özelliklerini, ritmini, tonunu ve dil yapısını anne karnında öğrendiklerini açıklamaktadırlar.Kısaca bebekler sesleri ve bazı kelimeleri, dille ilgili çeşitli bilgileri öğrenerek doğmaktadırlar(Güneş,2007, Stern,1997, Boysson-Bardies, 1996, Schaffer, 1983,  Rondal,1983).Türkçede seslerin çok olması bebeklerin doğum öncesinden itibaren çok ses duymasını ve kelime öğrenmesini getirmektedir.Türkçe erken yaşlardan itibaren  dil ve zihinsel becerileri  geliştirme açısından  uygun bir dil olmaktadır.

         Yine günümüz araştırmaları okuma-yazma öğrenme sürecinde dildeki seslerin önemine dikkat çekmektedir.Beyin araştırmalarında da bu durum vurgulanmaktadır. Sprenger- Charolles, okuma yazma öğrenme sürecinde  nöronların önce sözlü dili  ve buna dayalı olarak da yazılı dili daha iyi işlediklerini açıklamıştır.Yani okuma yazma öğrenirken sözlü dile dayalı kodlamalar kullanılmaktadır.Öğrenciler sözlü dildeki bilgi, anlam ve kodlamaları  kullanarak yazılı dili öğrenmektedir. Sözlü dile dayalı  kodlamalar, çocuğun hem zihinsel gelişimi hem de okuma öğrenmesi açısından  değerli ve kalıcı olmaktadır (Güneş,2007,Sprenger- Charolles, 1997, 2003).Görüldüğü gibi dildeki seslerin çok olması ve okuma-yazma  öğretimine  seslerle başlanması, okuma yazma becerilerini geliştirici olmaktadır. Türkçedeki seslerin zenginliği, sözlerin ritmi ve müzikal yapı sözlü kodlamaları  kolaylaştırmaktadır. Böylece anlama, zihinde yapılandırma ve öğrenme daha kolay olmaktadır. Türkçe ses yapısı yönüyle  okuma yazma öğretimini kolaylaştırmaktadır.

            Beynimiz öğrenme sürecinde çeşitli duyularla aldığı bilgileri hızlı bellekte işlemektedir.Hızlı bellekte iki tür bilgi işleme ve kodlama yapılmaktadır. Birincisi sesli diğeri de görsel kodlamadır.Sesli kodlama  daha çok sesli bilgilerde, görsel  kodlama ise  göze dayalı bilgilerde kullanılmaktadır. Bunlardan  sesli kodlama daha üstün ve önceliklidir. Yani zihnimizde sesli kodlamanın baskın bir üstünlüğü vardır. Çünkü bireyler bilgileri   işleme sürecinde  zihinsel dili yani iç sesini kullanmaktadır. Bu durum sesli kodlamayı zorunlu hale getirmektedir.Çoğu zaman görsel alınan bilgiler bile zihinsel dille (iç sesiyle)   sözlü biçime dönüştürülmektedir.Deneysel araştırmalarda sesli kodlanan bilgilerin zihinde daha kalıcı olduğu ortaya çıkmıştır (Alamargot, 2001).Türkçedeki seslerin zenginliği, sözlerin ritmi ve müzikal yapısı sesli kodlamaları kolaylaştırmakta ve zenginleştirmektedir. Bu durum  öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakta,unutmayı engellemektedir.Ayrıca zihnin daha az enerji harcamasını sağlamakta, düşünce ve zihin gelişimine de yardım etmektedir.

            Ses- Şekil İlişkisi: Türkçede her ses  bir harfle,her harf  ise bir sesle seslendirilmektedir. Yani alfabemizdeki ses ve şekil arasında bire bir ilişki vardır. Bu durum ilk okuma yazma öğretimi, okuma, yazma ve klâvye kullanmada üstünlük sağlamaktadır. Oysa bazı  dillerde  bir sesi yazmak için birden fazla harf kullanılmaktır.Örneğin Fransızca'da "o" sesi için "o","au", "eau" ve "eaux" yazılmaktadır. Bir  sesin  çeşitli  harflerle ve çeşitli biçimlerde yazılması  zihin yükünü artırmaktadır.Türkçe bu yönüyle de üstünlük taşımaktadır.

           Günümüz araştırmalarına göre beynimizde  sözleri yazıya dönüştüren küçük bir  bölüm vardır. Bu bölüm sesleri harflere, sese dayalı soyut  kodlamaları da yazılı  somut kodlara dönüştürmektedir. Bu araştırmaları yöneten Démonet'e  göre beynimiz  bu işlemler sırasında  kol-el-parmak kaslarının hareket etmesini de sağlamaktadır (Démonet,2009).Beynimiz yazma sürecinde üç aşamalı işlem yapmaktadır. Birinci aşamada duyulan  kelimelerin,  heceleri ve sesleri tek tek belirlenmektedir.İkinci aşamada hece ve sesler, harflerle ilişkilendirilmektedir. Üçüncü aşamada  seslerin karşılığı harfler tek tek  yazılarak  kelime oluşturulmaktadır. Böylece sözlü kelime yazıya aktarılmaktadır.Bu süreç beynimizde  birbirini izleyen hızlı işlemlerle   gerçekleştirilmektedir. Yazılacak hece ve kelimenin  uzunluğu işlem süresini etkilemekte ve  yazılması daha fazla zaman almaktadır(Güneş,2007,Mousty ve Alegria, 1996). Her sesin bir harfle yazıldığı  Türkçe ve  Fince  gibi dillerde bu süreç  daha hızlı olmaktadır (OCDE,CERI,Ontario,2007).Bu yapı akıcı yazmayı ve ilk kez duyulan kelimelerin yazılmasını kolaylaştırmaktadır.

          Görüldüğü gibi Türkçe  ses-şekil ilişkisi  yönüyle  de beynin çalışma sistemine   çok uygun bir dil olmaktadır.Bu yapı okuma yazma öğretiminde büyük kolaylık sağlamaktadır. Batı dillerinde olduğu gibi  uzun ve yorucu dikte( söyleneni yazma)  çalışmaları yapılmamaktadır.Öğrenci duyduğu sesin karşılığı olan harfi  hızlıca yazmakta, gördüğü harfin karşılığı olan sesi  de çıkarabilmektedir.  Böylece öğrenciler ses  ile yazı sistemi arasındaki benzerlikleri görmekte, sözlü dilden  yazılı dile daha kolay geçmektedirler.Bu süreç sesleri, harfleri, heceleri ve kelimeleri eşleştirme, sıralama, birleştirme, sınıflama gibi işlemler  zihinsel becerileri geliştirici olmaktadır.

Kelime Tanıma:Okuma, yazılı kelimeleri tanıma ve anlama olmak üzere iki önemli beceriye dayalıdır. Okuma işleminin gerçekleştirilmesi yazılı kelimeleri tanımaya bağlıdır. Yazılı bir kelime, görünüş, telâffuz,  anlam gibi çeşitli ipuçlarından  tanınmaktadır.Son yıllarda  beynin kelimeyi  nasıl tanıdığı incelenmiştir. "Okumanın  Zihinsel Görünümü" adlı    uluslar arası  araştırmalarda önemli bulgular elde edilmiştir. Bu araştırmalarda,  okuma işlemine beynin özel bir şekilde gelişmiş  bir bölgesinin eşlik ettiği ortaya çıkmıştır. Bu bölgenin Fransız, İngiliz, Çin, Japon vb. bütün okuyucularda bulunduğu görülmüştür.

Bu araştırmaları yürüten Dehaene'ye göre sol beyinde bulunan ve okuma  nöronları adı verilen  nöronlar önce kelimenin harflerini incelemekte, harfleri tek tek seslere çevirmekte,  sesleri birleştirerek hece  ve  kelime yapmaktadır.  Ardından kelime zihinsel dille (iç sesiyle) veya yüksek sesle seslendirilerek tanınmakta ve anlamı bulunmaktadır. Dehaene'ye göre,   beyin  kelimeyi bütün olarak tanımamaktadır. Okuma nöronları kelimenin harflerini tek tek inceleyerek tanımaktadır. Kelimenin bütün biçimi, kelime tanıma sürecinde rol oynamamakta ve beynin çalışmasına da  uygun düşmemektedir(Dehaene, 2007).

 Görüldüğü gibi beyin harfleri birleştirerek  kelimeyi tanımaktadır.Beynin bu işleyişi, eklemeli  dillere çok uygundur.Bir başka ifadeyle Türkçenin eklemeli dil yapısı ile beynin işleyişi örtüşmekte ve kelime tanıma, anlama ve okuma becerilerini geliştirmek daha kolay olmaktadır. Bu durum OCDE tarafından yürütülen PISA (Uluslar Arası Öğrenci Başarısını Belirleme)  araştırmalarında  gündeme gelmiştir.PISA  araştırmalarına çeşitli ülkelerden  15 yaş grubu öğrenciler katılmakta ve okuma alanında  öğrencilerin  okuma,anlama, düşünceleri analiz edebilme, sorun çözme, akıl yürütme vb.becerileri ölçülmektedir. 2000,2003,2006 ve 2009 yıllarında yapılan  bu araştırmaların hepsinde okuma alanında  en yüksek başarıya ortalama 50 ülke arasından Finlandiya ve  Kore ulaşmıştır. Bu sonuçlar Fince,Korece gibi eklemeli dillerin okuma ve zihin becerilerini geliştirme yönüyle diğer dillerden daha etkili olduğunu ortaya koymuştur. Türkçe de eklemeli bir dil olması nedeniyle aynı başarıya ulaşmak mümkündür.

             Hece ve Kelime Türetme:  Eklemeli dillerin en önemli özelliklerinden biri de hece ve kelime üretmeye uygun olmasıdır. Türkçede kökten kelime türetildiği gibi türetilmiş kelimelere yeniden ekleme yaparak kelime üretmek de mümkündür.Bu durum okuma yazma öğretimine ve zihinsel sözlük oluşturmaya büyük kolaylık sağlamaktadır.İşlek ve anlamlı hecelerin çok olması okuma yazma öğretim sürecinde kelime, cümle ve metin  üretmeyi  kolaylaştırmaktadır. Türkçede hece ve kelimeler deneysel olarak sesleri birbirine ekleyerek kolayca üretilmektedir. Bu durum  okuma ve yazmayı kolaylaştırmakla kalmamakta,  zihin becerilerini de geliştirmektedir.Kelimeye eklenen her ses ve hece kelimenin anlamını değiştirdiğinden kelimeyi anlamak  için daha dikkatli okumayı gerektirmektedir.Böylece dikkat üst düzeye çıkmakta ve göz becerileri de  gelişmektedir.

         Zihinsel Sözlük: Zihinsel sözlük genel anlamda beynimizin bir bölümü olarak tanımlanmakta ve burada kelimelerle ilgili  bilgiler (ses, anlam, yazım vb. ) saklanmaktadır (Holender, 1988). Zihinsel sözlüğe dinleme ve okuma yoluyla alınan  anlamlı heceler ve kelimeler  aktarılmakta, konuşma ve yazmada bu kelimeler kullanılmaktadır. Zihinsel sözlük dinleme yoluyla oluşturulmakta, okuma-yazmayla zenginleştirilmektedir. Zihinsel sözlüğün gelişimini açıklamak için   iki teori geliştirilmiştir. Birinci teori, zihinsel sözlüğün temelini anlamlı hecelerin oluşturduğunu öne sürmektedir.Beynimiz önce  anlamlı heceleri kaydetmekte daha sonra  bunların başına veya sonuna eklemeler yaparak kelimeleri (örneğin, el,ele,el ele, gibi) oluşturmaktadır. Yani beynimiz çeşitli etkinliklerle kelimeler üretmekte ve zihinsel sözlüğü bunlara dayalı olarak oluşturmaktadır. İkinci teori ise zihinsel sözlüğün temelini tam kelimelerin oluşturduğunu iddia etmektedir.Bu teoriye göre  kelimelerin değişik biçimleri yani  tekil, çoğul, türetilmiş vb.(örneğin,kalem, kalemler, kalemlik, gibi) birbirinden bağımsız olarak zihinsel sözlüğe kaydedilmektedir.Bu süreç beynimizde  çeşitli işlemlerle gerçekleştirilmekte ve kelimeler  tıpkı bir sözlüğe yazıldığı gibi   yazılmaktadır (Güneş,2007, Fayol, Gombert,1999,  Gombert vd, 2000).Bu teorilerden hareketle Türkçenin zihinsel sözlüğü geliştirmek için uygun bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır.
           Diğer Özellikler: Türkçe kurallı bir dildir.Bu kurallar Türkçeyi ezber dili olmaktan çıkarmakta  ve bir mantık dili haline getirmektedir.Türkçenin kurallı olması mantık zincirinin daha kolay yakalanmasını getirmektedir.Bu durum tahmin etme çalışmalarında kendini göstermektedir.Türkçe metinlerde  gelecek kelime, cümle ve düşünceyi tahmin etmek  kolay olmaktadır.Yinevurgu ve tonlamalarla anlatım gücü ve  çeşitliliği sağlanmakta, ünlü ünsüz uyumu,  bazı harflerin yumuşaması gibi özellikler Türkçenin  üstünlüklerini artırmaktadır. Türkçenin üstünlükleri sadece bunlarla sınırlı değildir.Burada önemli görülenler verilmiştir.
Buraya kadar sıralanan özeliklerden de anlaşılacağı gibi Türkçemiz  zihinsel becerileri geliştirici, eğitim ve öğretimi kolaylaştırıcı  bir yapıya sahiptir. Bu yapı ve özelliklerle Tükçemiz   dünyadaki baskın dillere  karşı ayakta duracak güce sahiptir. O halde neden öğrencilerimize Türkçeyi iyi öğretemiyor ve ulus arası araştırmalarda gerekli başarıya ulaşamıyoruz? Neden Türkçeyi bilim dili ve bir dünya dili yapamıyoruz?

Bu sorulara verilecek cevap şudur: Ülkemizde yıllardır Türkçemizin yapısına ve beynimizin işleyişine tamamen ters olan yaklaşım, yöntem ve tekniklerle öğretim yapılmıştır.Atatürk döneminde dil ve zihinsel becerileri geliştirici programlar ve çalışmalar yapılmıştır.Ancak sonraki yıllarda Türkçe öğretiminde davranışcı yaklaşım gündeme gelmiştir. Çoğu gelişmiş ülkede 1950'li yıllarda terk edilen bu yaklaşım Ülkemizde 60 yıla yakın uygulanmıştır. Davranışçı yaklaşımın öğretim ilkeleri, çeşitli  hayvan deneylerinden elde edilen bilgilerin insanlara aktarılmasıyla oluşmuştur. Dil öğretimi, çeşitli davranışları öğretme, tekrarlama  ve şartlandırma biçiminde gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin zihinsel becerilerini geliştirmeye ağırlık verilmemiştir. Türkçe öğretimi kelime ve dil bilgisi çalışmalarına hapsedilmiştir. İlk okuma yazma öğretiminde ise yine 60 yıla yakın cümle yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemle cümle ve kelimeler bütün  verilerek öğrenciler ezbere yöneltilmiştir. Türkçe okuma yazma öğretiminde öğrencilerin dil ve zihinsel  gelişimini destekleyen ses bilinci çalışmalarına ve bitişik eğik yazıya  fazla yer verilmemiştir.

         Ülkemizde son yıllarda önemli gelişmeler olmuş, Türkçemizin yapısına uygun  dil ve zihinsel becerileri geliştirici yeni Türkçe Öğretim Programları uygulamaya konulmuştur. Böylece Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanan, bilimsel düşünen, anlayan, araştıran,  sorgulayan, bilgi teknolojilerini kullanan, üreten ve geleceğine yön veren bireyler yetiştirmeye ağırlık verilmiştir.Ancak sadece  ilköğretim düzeyindeki  bu gelişmeler yeterli değildir. Okul öncesinden üniversiteye kadar her düzeyde dil ve zihinsel becerileri geliştirici bir Türkçe öğretimi uygulanmalıdır.Yurt dışındaki çocuklarımızın Türkçe öğrenmelerine ağırlık verilmelidir. Türkçe öğretmenleri iyi yetiştirilmelidir. Kelime, sadeleştirme, sözlük, imlâ vb. çalışmaların yanında  Türkçe rapor, makale, kitap vb. yayınlar  internette ücretsiz sunulmalıdır.Bu öneriler daha da çoğaltılabilir. Sonuç olarak Türkçemizi daha da geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak için öncelikli olarak dil ve zihinsel becerileri gelişmiş bireyler  yetiştirmeli,  bilgi ve  teknoloji üretimine ağırlık vermeliyiz.

Ayrıca bakınız-> Dil Savaşlarındaki Gelişmeler ve Türkçemiz/ Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ

 Kaynaklar
Alamargot, Denis (2001). L'acquisition des connaissances. In C. Golder, D. Gaonac'h (Eds.). Enseigner à des   
adolescents. Manuel de Psychologie. Coll. Profession Enseignant. Hachette Education.
Bjeljac-Babic, Ranka. (2000). 6 000 Langues: Un Patrimoine en Danger , Dossier:  Guerre et paix  des langues,  
Le Courrier de l'UNESCO, Avril 2000, s:17-20.
Dehaene, Stanislas.(2007).Les Neurones de la lecture,édition Odile Jacob. France. Démonet, J-F.(2009).Du cerveau à la pointe du crayon, Le Nouvel Observateur,28.08.2009.
Güneş,Firdevs (2009).Hızlı Okuma ve Anlamı Yapılandırma, Nobel Yayınları.   
Güneş,Firdevs (2007). Türkçe Öğretimi ve Zihinsel Yapılandırma,Nobel Yayınları.    
Güneş,Firdevs (2007).Yapılandırıcı Yaklaşımla Sınıf Yönetimi, Nobel Yayınları.
OCDE,CERI,Ministère de l'Éducation de l'Ontario,(2007).Recherche sur le cerveau, apprentissages et acquisition de la lecture, Le 21 février 2007, Toronto, Canada
Roland, J., Breton, L. (2000). La suprématie de l'anglais est- elle  inéluctable ?, Dossier:  Guerre et paix  des
langues , Le Courrier de l'UNESCO ,Avril 2000.
UNESCO (2009).  Plus de 2.500 langues en danger dans le monde, L'Atlas 2009 international des langues.

2007©Turkceciler.com |Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi | Tüm Hakları Saklıdır.