• Anasayfa
  • Biyografi
  • Türk Dili
  • Türk Edebiyatı
  • Forum
  • İletişim
Turkceciler.com

Türk Dili -Makaleler

  • Türk Dili Anasayfa
  • Yanlış Dolu Bir Sözlük
  • Türkçenin Anlatım Gücü
  • Türkçenin Sorunları
  • Türkçenin Güncel Sorunları
  • Türkçe Sorunu
  • Çözüm Önerileri
  • Dilimiz Kimliğimizdir
  • Tarihten Geleceğe Türk Dili
  • Alfabe Değişimi
  • Türkçenin Kaybolan Sesleri
  • İsmail Gaspıralı'nın Fikirleri
  • Türkçenin Dünü Bugünü Yarını (Z.Korkmaz)
  • Türkçenin Dünü Bugünü Yarını (E.Gemalmaz)

DİL SAVAŞLARINDAKİ GELİŞMELER  VE TÜRKÇEMİZ

Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ/   A.Ü.Eğitim Bilimleri Fakültesi

Dünyamızda büyük diller arasında  yıllardır süren ve son zamanlarda  etkisini iyice  artıran yoğun bir savaş  vardır. Bu savaş  bazı dillerin hızla yayılmasına, bazılarının önemini kaybetmesine, bazılarının da yok olmasına neden olmaktadır.Eskiden açık ve yok edici biçimde yürütülen  dil savaşları günümüzde derin ve sessiz olarak sürdürülmektedir.

Dil savaşları önceleri sömürgeleştirme çalışmalarıyla birlikte yapılmış ardından bazı dillerin diğerlerinden daha üstün ve zengin  olduğu iddialarıyla yürütülmüştür.Daha sonraları  çeşitli alanlara yayılma,  özellikle eğitim ve bilim dili olma çabalarına dönüşmüştür. Çok geçmeden sanal dil savaşları başlamış,  ardından tek dil yerine  çok dillilik gündeme gelmiştir. Günümüzde ise bu savaş çok dillilik ve çok kültürlülük adı altında devam etmektedir. Dil savaşlarında eskiden Fransızca, İspanyolca, Japonca, Rusça, Almanca gibi diller  önemli başarılar elde ederken  günümüzde durum değişmiş ve savaşın tek galibi  İngilizce olmuştur. İngilizce her geçen gün biraz daha yayılmakta ve dünyanın tek  dili olma yolunda  ilerlemektedir. İngilizce'nin  hızla yayılması diğer dillerin gerilemesine neden olmaktadır. Bu durum çoğu  ülkede sorgulanmakta ve tek dilin getireceği olumsuzluklar tartışılmaktadır. Ayrıca yönetici, araştırmacı, dilbilimci, eğitimci gibi görevliler  çeşitli  çözüm önerileri sunmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği çerçevesinde Fransızca ve Almanca'nın İngilizce karşısında mevcut durumunu  koruması için  çeşitli çözümler üretilmektedir. Bu savaşlar ve İngilizce'nin yayılması  Türkçe'mizi nasıl etkileyecektir? Türkçe'mizin  durumu ve geleceği ne olacaktır?

Sömürgeleştirme  Savaşları

Dünyamızda eski çağlardan günümüze   kadar  30 000  kadar  dil doğmuş ve bunların çoğu hiç iz bırakmadan kaybolmuştur. Eskiden  dillerin çok olması,  hızlı ve kolay iletişim kurma,  eğitim ve öğretim, sanayileşme gibi yönlerden sorun olarak görülüyordu. Dillerin çok ve çeşitli olmasının  bilgilerin yayılmasına ve fırsat eşitliğine engel olduğu, ülke çapında tek dil kullanmanın ideal olduğu dile getiriliyordu.Çoğu ülkede kabul edilen bu düşünce giderek yayılmış ve 19. yüzyılın sonunda  evrensel  dil fikri doğmuştur. Böylece evrensel dil olarak  "Esperanto" oluşturulmuştur.

Bu anlayış Avrupa'nın sömürgeleştirme savaşlarında da hakimdi. Sömürgeleştirme savaşlarında dünyamızda konuşulan dillerin   % 15'i  yok edilmiştir. Bu büyük dil katliamı   kısa bir zaman içinde gerçekleşmiştir.  Bu dönemlerde  Avrupa'da en az bir düzine dil kaybolmuş,  Afrika'da ise çok sayıda dil yok olmuştur. Avustralya'da konuşulan  250  dilden  geriye sadece 20  dil kalmıştır. Brezilya'da konuşulan yaklaşık  540 dilin üçte biri ölmüştür. Bazı ülkelerde ise   eğitim, medya ve yönetim dili oluşturmak için hükümetler  yerel dillerin ölmesine bilinçli olarak yardım etmişlerdir.Böylece çok sayıda dil yok olmuştur.Bu dillerle birlikte kültürel zenginlikler de yok olmuştur. Bunların yerini İngilizce, Fransızca, Almanca gibi büyük diller ve bu dillerin kültürleri almıştır.              

Zenginlik ve Üstünlük Propagandaları

          Dil savaşları sömürgeleştirme savaşlarından sonra  zenginlik ve üstünlük iddialarıyla sürmüştür. Bazı dillerin  zengin ve üstün olduğu iddia edilmiş, bu konuda çeşitli araştırmalar ve  kanıtlar ileri sürülmüştür.Bu amaçla çoğu dilin yazı sistemi,ses ve sözcük yapısı, kelime sayısı vb. yönleri incelenmiştir. İnceleme sonrası bazı dillerin zengin ve üstün olduğu, giderek yayılacağı öne sürülmüştür.Ayrıca dillerin zenginliği, üstünlüğü ve yaygınlığını belirleyen  bazı ölçütler oluşturulmuştur. Bu incelemelerden bazıları aşağıda verilmektedir.

Logan'a göre dilin yazı sistemi ile ülkelerin  sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimi arasında doğrudan ilişkiler bulunmaktadır. Batıda sesi simgeleyen  harfler kullanıldığından zihin yapısı ve düşünme sistemi giderek gelişmekte, bilimsel ilerlemeler daha hızlı olmakta, eğitim öğretim, iletişim ve bilgi aktarma daha kolay yapılmaktadır. Logan, Yunan, Roma, Lâtin,Kiril gibi dillerdeki harf yazının zihin yapısını geliştirdiğini, düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri üst düzeye çıkardığını iddia etmektedir.Logan'a göre  Çin yazısında kelimeyi simgeleyen işaretlerin kullanılması, eğitim öğretimi güçleştirmekte, bilgi ve düşünce akışını  yavaşlatmaktadır (Güneş,2000).

Coulmas ise büyük ve küçük dillerin modernleşmeye etkisini incelemiştir.Coulmas'a göre büyük diller zamanla gelişerek belirli bir düzeye gelen ve standartlaşan dillerdir.Büyük diller bireyin ve ulusun modernleşmesinde kolaylık sağlamakta,bilgi, tutum ve değerleri  kazanma sürecini hızlandırmaktadır.Küçük ve yazılı olmayan diller ise henüz dil olma sürecini tamamlamamış dillerdir. Bunlar  5-10 yıl içinde yazılı bir sisteme kavuşmuş olsa bile bağımsız bir  dil olmaları, kendilerine özgü dil kurallarının oluşması ve belirli bir düzeye gelmeleri uzun yılları gerektirecektir. Bu nedenle küçük dillerin birey ve ulusun modernleşmesine katkısı   ancak uzun yıllar sonra olmaktadır(Güneş,2000).

Dillerin, açık ve net olması, kelime yönünden fakir veya zengin olması, güzelliği ve saflığı, ilkel veya gelişmiş olması, öğrenme güçlük düzeyi  gibi yönleri de incelenmiştir.Bu incelemeler sonunda bazı dillerin diğerlerinden daha  üstün ve zengin olduğu açıklanmıştır. Özellikle  Fransızca, İngilizce ve İspanyolca'nın dilde açıklık ve netlik ölçütüne en uygun diller olduğu açıklanmıştır. Bu dilleri konuşanlara özel kişiler denilmiştir. Fransızca, İngilizce ve İspanyolca'nın özelliklerinin dünyadaki hiçbir dilde olmadığını ve giderek yayılacağı öne sürülmüştür(Leclerc, 2009).

Dillerin kelime yönüyle zengin veya fakir olması da ele alınmış ve  kelime yönüyle zengin olan dillerin hızla yayılacağı öne sürülmüştür. Kanıt olarak sözlüklerde yazılı  kelime sayısı gösterilmiş ve bütün dikkatler  kelime sayısına çekilmiştir. Yani  sözlükte  yazılı kelime sayısına göre diller fakir veya zengin  olarak sıralanmıştır.  Buna göre Fransızca ve İngilizce'nin en zengin diller olduğu ve ilk sıralarda yer aldığı açıklanmıştır. Ayrıca kelime sayısı çok olan dillerin uzun yıllar ölmeyeceği iddia edilmiştir.Bu iddialar etkili olmuş ve  çoğu ülkede uzun yıllar kelime sayısını artırma çalışmaları yapılmıştır.  Oysa  günümüz araştırmaları    kelime sayısının bir  dilin yayılmasında veya ölmesinde belirleyici olmadığını göstermektedir.UNESCO'nun 2009 verilerine göre kelime sayısı çok olan diller de ölmektedir.Bunun nedeni günlük yaşamda sözlükteki kelimelerin çok azı kullanılmaktadır.   Macnamara'ya göre konuşulan dilde kullanılan kelime sayısı 6000'i geçmemektedir. Bu durum yani sözlükteki  kelime sayısı dilin yayılmasında  etkili olmamaktadır (Laponce,1984).  Kısaca  bir dilin zenginliği  kelime zenginliği ile değil bu dili konuşanların zihinlerinin zenginliği ile  açıklanmaktadır.Ancak dil savaşlarında kelime sayısı iddiası  çok etkili olmuş, çoğu ülkede uzun yıllar kelime sayısını artırma çalışmaları yapılmıştır. Bu ülkeler kelime sayısını artırmaya çalışırken Fransızca ve İngilizce de yayılmaya devam etmiştir.

Dil savaşlarında  bazı dillerin güzel, yumuşak, müzikal ve kulağa hoş geldiği öne sürülmüş, bu özelliklerin yayılmada etkili olduğu belirtilmiştir. İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca  güzel diller olarak belirlenmiş, Almanca'ya ise  savaş filmlerine uygun dil (sert, katı, soğuk vb.) benzetmesi yapılmıştır.Yine  dillerin saflığı da  önemli bir özellik olarak  ele alınmıştır. Saf bir dilin diğer dillerden çok az etkileneceği, çok az kelime alacağı, diğer dillerle savaşabileceği ve giderek yayılacağı açıklanmıştır.Bu  iddia ile   çoğu ülkede  dikkatler  saf bir dil  olmaya ve bu konuya yönelik çalışmalara çekilmiştir.Ancak bu iddia da  günümüzde geçerli değildir. Dünyamızda  saf, karışmamış ve  başka dillerden etkilenmemiş bil dil  yoktur. Her dil birbirini etkilemekte ve diğerlerinden etkilenmektedir (Leclerc, 2009).

Dilin öğrenme açısından güçlük düzeyi üzerinde de durulmuş, bazı dillerin kolay öğrenildiği, bunun yayılmada önemli olduğu  belirtilmiştir. Bazı dillerin güç olduğu,dil  yapılarının karmaşık olduğu öne sürülmüştür.  İngilizce'nin  kolay öğrenildiği ve bu nedenle  çabuk yayıldığı iddia edilmiştir. Oysa günümüzde dil öğrenme güçlükleri çeşitli etkenlere bağlı  açıklanmaktadır. Araştırmalara göre İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve Türkçe, Fransızca'ya göre daha  kolay öğrenilmektedir. Çünkü bu diller  Fransızca'dan daha  kolaydır. Bazıları için İngilizce zor bir dildir (Leclerc, 2009).

Görüldüğü gibi  dil savaşlarında öne sürülen iddiaların ve  kullanılan ölçütlerin hepsinde Batı dilleri öne çıkarılmıştır. Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca gibi diller  üstün ve zengin diller olarak belirlenmiştir.Bu dillerin  düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri geliştirdiği ve bilimsel ilerlemelere katkı sağladığı  öne sürülmüştür. Bu ölçütlerden hareketle   dünyadaki  çoğu dilin yetersiz olduğu  açıklanmıştır. Uzun yıllar Türkçe'mizin de yetersiz olduğuna ilişkin açıklamalar ve propagandalar yapılmıştır.Ancak  son yıllarda İngilizce'nin hızla yayılması, Fransızca, İspanyolca, Almanca, İtalyanca gibi dillerin gerilemesi üzerine  bu iddialar ve ölçütler bir kenara bırakılmıştır.  Fransız ve Almanlar İngilizce'nin yükselişini durdurmak, kendi dillerini yaymak için yeni yöntemler  aramaya başlamışlardır.  

Eğitim ve Bilim Dili  Olma Çabaları         

          Birinci Dünya Savaşı'na kadar Fransızca uluslararası düzeyde kullanılan en önemli dildi. İngilizce'nin diplomasiye girmesi  Versailles Anlaşmasıyla gerçekleşti. Bundan sonra Amerikalılar  ve  İngilizler bütün yazışmalarda  İngilizce'yi  kullanmaya başladılar. İngilizce kısa sürede  ekonomi, iletişim, medya gibi alanlara girdi. Böylece   İngilizce yayılmaya Fransızca da  önemini kaybetmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanca'nın sorunlar yaşaması  İngilizce'ye ilgiyi  daha da artırdı. Çoğu insan  kendi dili yerine İngilizce'yi kullanmaya başladı. O yıllarda bu durumun ekonomik, politik,eğitim ve kültürel gelişmeler açısından yararlı olacağı söylendi.Hatta  İngilizce konuşmanın   diğer dilleri yok etmeyeceği, tam tersine   daha iyi bir gelecek  hazırlamada etkili  bir araç olacağı belirtildi (Ammon, 2001, Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000). Uluslar arası politik, ekonomik, sosyal ve eğitim toplantıları İngilizce yapılmaya başlandı. Görevde ilerleme, akademik yükselme, yayın yapma gibi durumlarda  İngilizce  bilme ve  kullanma ölçü olarak alındı.Böylece İngilizce  uluslar arası düzeyde politik, ekonomik, sosyal, eğitim, bilim, yayın  gibi alanlarda   yayılmıştır. Bu gelişmeler aşağıda verilmektedir.

Eğitim Dili: İngilizce birçok  ülkede ilköğretimden üniversiteye kadar zorunlu dil olarak öğretilmektedir. Çoğu ülkede yabancı dil olmaktan çıkmış anadil konumuna girmiştir. Bazı ülkelerde öğrenciler İrlanda, Norveç ve Quebec'te  olduğu gibi ana dilleri  yerine İngilizce'yi tercih etmekte ve kullanmaktadır. Böylece dil çeşitliliği azalmakta ve  farklı dilleri kullanan sayısı hızla düşmektedir. Dünyamızda Fransızca, Almanca,İspanyolca gibi dillerde eğitim yapan okulların sayısı  giderek azalmaktadır.Bunu yanında  Fransızca ve Almanca eğitim almak isteyen  öğrenci  sayısı da hızla düşmektedir. Özellikle üniversitelerde ve bilimsel çalışmalarda Fransızca, Almanca  gibi dillerin kullanımı büyük oranda düşmüştür. Bu durum önümüzdeki yıllarda İngilizce'nin iyice yayılacağı, Almanca, Fransızca, İspanyolca gibi dillerin  eğitim dili olma özelliğini kaybedeceğini  göstermektedir(Ammon, 2001).

Bilim Dili : İngilizce  bilim dili olarak da hızla  ilerlemektedir. Uluslararası kongrelerin, toplantıların, bilimsel yayınların,  üniversitelerin ortak dili İngilizce'dir. Dünyamızdaki bilimsel yayınların üçte ikisi yani % 64,7'si İngilizce yayınlanmaktadır. Bunu % 17,8 ile Rusça  izlemektedir. Japonca, İspanyolca, Fransızca ve Çince yayınlar tüm dünyamızdaki bilimsel yayınların  sadece % 12.5 'ini oluşturmaktadır. Bu dillerin hepsi İngilizce karşısında giderek erimektedir. Özellikle Fransızca bilimsel yayınların sayısı çok düşmüştür. Dünyadaki matematik, kimya ve fizik dallarındaki yayınların sadece % 2.7 'si  Fransızca'dır.Bu durum Fransızca'nın şimdilik bilim dili olduğunu ancak geleceğinin karanlık olduğunu ve  bilim dili olma özelliğini kaybedeceğini  göstermektedir.Almanca ve diğer dillerde de  benzer durumlar söz konusudur.Leclerc'e göre İtalyanca, Portekizce, Türkçe ve Fince'nin bilim dili olma özelliği yok denecek kadar azdır. Oysa İngilizce bütün dallardaki bilimsel yayınların ilk sırasını almaktadır. M. Maurice Allais'a göre önümüzdeki yıllarda bütün diller İngilizce karşısında  iyice önemini kaybedecektir. Çünkü  İngilizce dünyamızda bilimsel bilgilerin ve düşüncelerin aktarıldığı tek dil,yani elit ve seçkinlerin dili olmuştur (Leclerc, 2009).Çoğu ülkede araştırmacılar uzun  çalışmalar sonucu kendi dil, düşünce ve bakış açılarına dayalı  oluşturdukları bilimsel üretimlerini İngilizce yayınlayarak  İngilizce'ye  kazandırmaktadır. Böylece İngilizce bilenler yeni bilgi, düşünce ve görüşleri diğerlerinden daha önce öğrenmektedir.Kısaca  İngilizce ortalama beş milyar  dünyalının zihniyle  beslenmektedir.

Yayın Dili: Dünyamızda her yıl ortalama bir milyar kitap yayınlanmaktadır.Bunların  üçte ikisi  altı dilde yayınlanmaktadır. Bunlar İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Japonca'dır. Kitap yayınlarında ilk sırayı İngilizce almakta ve  en çok İngilizce kitap yayınlanmaktadır. Dünyamızda en çok yayın yapılan diller  sıralaması  İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, İspanyolca,  Japonca, Korece ve Çince olarak sıralanmaktadır (Leclerc, 2009). Bu durum dergilerde de görülmektedir.Dünyamızda 2000 yılında  yayınlanan  100.000 derginin % 50 si İngilizce yayınlanmıştır.Amerikalılar İngilizce dışında bir dilde dergi yayınlamayı reddetmektedirler.Amerikan araştırmacıları ve Üniversiteleri sadece İngilizce' yi kullanmakta diğer dillere sıcak bakmamaktadırlar.

Görüldüğü gibi eğitim ve bilim dili  olma savaşlarının en önemli galibi yine İngilizce olmaktadır.İngilizce, eğitim, bilim, yayın gibi alanlarda  yayılmakta, bilimsel bilgi ve düşüncelerin aktarıldığı tek dil olma yolunda  ilerlemektedir.Bu durum İspanyolca, Fransızca, Almanca gibi dillerin  bu alandaki önemini kaybetmesine neden olmaktadır. Bu savaşlarda "İtalyanca, Portekizce, Türkçe ve Fince'nin bilim dili olma özelliği yok denecek kadar azdır." gibi söylemlerle  de bazı diller hakkında olumsuz propaganda yapılmaktadır.

Sanal Dil Savaşları

          Dil savaşları son yıllarda sanal ortamda sürmektedir.Günümüz araştırmaları İnternette  yayınlanan bilgilerin büyük bir bölümünün  İngilizce olduğunu göstermektedir. İngilizce'nin İnternette baskın dil olması  bazı  ülkelerde diğer dillere karşı büyük bir haksızlık olarak görülmekte,  özellikle Fransa, İspanya ve Almanya'da bu duruma şiddetle karşı çıkılmaktadır. Diğer taraftan araştırmalar İnternet kullananların çoğunluğu İngilizce'yi tercih ettiğini ortaya çıkarmaktadır.UNESCO 'nun 'İletişim  ve Dünya Bilgi Raporu'na göre, dünyamızda İnternet kullanıcılarının % 58' i İngilizce'yi  tercih etmektedir. Bunu  % 8,7 ile İspanyolca, % 8,6 ile Almanca, %7,9 ile Japonca ve  % 3,7 ile  Fransızca kullananlar izlemektedir. Bu durum Web sayfaları üzerinde yapılan araştırmalarda  iyice netleşmekte, Web sayfalarını tarayanların   %  81'i İngilizce,% 4'ü Almanca,% 2'si Japonca ve Fransızca, % 1'i İspanyolca kullanmaktadır. Geriye kalan dillerin toplamı  ise % 8  düzeyinde kalmaktadır (UNESCO, 2009, Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000).Bu rakamlar  İngilizce'nin İnternette öncelikli, üstün ve baskın olduğunu göstermektedir.

Dünyamızdaki uluslararası finans pazarları, haberleşmeler, eğitim, iletişim,  bilgi ve belgelerin paylaşılması elektronik araçlarla ve İnternetle yürütülmektedir. İnternet iş dünyası için büyük bir pazar anlamına gelmektedir. Bu  durum büyük diller için avantaj,  küçük diller için büyük tehlike oluşturmaktadır. Çünkü  dünyamızdaki dillerin % 90 'ı İnternette  yer almamaktadır.Bir başka ifadeyle  6 milyar insanın küçük bir kısmı, yani dünyamızdaki dillerin  % 10'u  sanal dünyaya taşınmış durumdadır. İnternette yer almayan ve kullanılmayan bir dil modern dünyada yok sayılmaktadır (UNESCO 2009, Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000). UNESCO küçük  dillerin İnternette yer almasını  resmen desteklemesine rağmen bu diller gerekli alt yapıyı  oluşturamadıklarından sanal dünyada yer alamamaktadır.Diğer taraftan büyük dillerin İnternet ve bilgi teknolojilerinde yaygın kullanılması, çoğu insanı kendi dilini bir kenara bırakarak büyük dilleri öğrenmeye ve kullanmaya zorlamaktadır. Böylece  İnternet yeni bir sömürge aracı olmaktadır.Eskiden olduğu gibi kilometrelerce uzaklara gitmek yerine bilgisayar başında dünyanın her yerine ulaşılmakta,her türlü bilgi ve düşünce hızlıca yayılmaktadır. Bu durum   büyük dillerin giderek yayılmasına, küçük dillerin de hızla yok olmasına neden olmaktadır.

Görüldüğü gibi İngilizce İnternet yoluyla da  diğer dillerle savaşmaktadır. Bu durum gelecekte de devam edecek, İngilizce sanal dünyada üstünlüğünü ve baskısını iyice artıracaktır. Böylece  gerçek dünyadaki yerini daha da güçlendirecek, küçük ve zayıf  dillerin  ölümünü hızlandıracaktır.

Avrupa Birliği'nde Dil Savaşları

            Avrupa Birliği kurulduğu günden bu yana üye ülkeler arasında bütünleşmeyi sağlamaya çalışmaktadır. Bu süreçte ortak dil kullanımı Avrupa'nın bütünleşmesine katkı sağlayacak bir araç olarak alınmıştır. Ancak Avrupa ülkeleri içinde resmi ve yaygın  konuşulan dillerin sayısı 23'ü geçmektedir.Böyle bir durumda ortak dil oluşturmak güç gözükmektedir.Diğer taraftan  Avrupa Birliği'ni ilk kuran ülkeler Almanya ve Fransa'dır. Bu nedenle çoğu kişi resmi belgelerde daha çok Almanca ve Fransızca'nın kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Buna rağmen Avrupa Birliği'nin dili de İngilizce olma yolundadır. Bu durum resmi belge ve raporların yazımında açıkça ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliği'nin 1997 yılı  resmi belgelerinin % 45 İngilizce,  % 40 Fransızca iken, beş yıl sonra 2002 yılında İngilizce'nin % 57'ye yükseldiği ve  Fransızca'nın ise % 29'a düştüğü görülmektedir. Almanca kullanımı %5, diğer dillerin kullanımı ise % 9 olmuştur. Benzer gelişmeler resmi yayınlarda da söz konusudur. Avrupa Birliği'nin 1997 yılı  yayınlarının % 41 İngilizce, % 42 Fransızca iken, 2002 yılında İngilizce yayınların % 73'e yükseldiği ve  Fransızca yayınların ise % 18'e düştüğü görülmektedir (Rapport au Parlement, 2003). Günümüzde ise  aradaki fark iyice açılmış, İngilizce Fransızca'ya göre dört kat fazla kullanılır olmuştur (Hcéé, 2005). 

Bu gelişmeler dünyamızdaki   karmaşık dil  savaşlarına ve  İngilizce'nin yükselişine  karşı  ne tür  önlemler alınacağı sorularını gündeme getirmiştir. Başta Avrupa Birliği  ülkeleri olmak üzere çoğu ülkede bu durumu önlemek için  bir dizi çalışma yürütülmektedir.  Bu çalışmalarda  iki soru üzerinde durulmaktadır. Birincisi dünyamızdaki büyük ve ulusal diller İngilizce'ye  karşı nasıl ayakta kalacaktır? İkincisi İngilizce'nin yayılması  nasıl önlenecektir? Bu konularda çeşitli araştırmalar ve toplantılar yapılmış, üniversitelerdeki uzmanlardan ve kurumlardan raporlar alınmıştır.Bunlardan Fransız Eğitim Bakanlığı  Araştırma ve Yüksek Öğretim Kurumları Okul Değerlendirme Yüksek Konseyi ile Cenevre Üniversitesi profesörü François Grin tarafından  hazırlanan raporlar alanda çok etkili olmuştur. Bu raporlarda   uluslar arası düzeyde İngilizce'nin yayılmasına karşı  savaşmak için üç yol önerilmiştir. Birincisi,  her şeyin İngilizce olmasının yani tek dilin  olumsuz etkilerini yaymak, ikincisi İngilizce'nin ilerlemesine karşı  Avrupa'da etkili bir çok dillilik (plurilinguisme)  politikası  geliştirmek,üçüncüsü ise çok dilliliği uygulamaya geçirmek için  gerekli araçları hazırlamaktır (Hcéé, 2005).Grin ise  raporunda  tek dilin olumsuz etkileri yanında  ekonomik boyutuna da dikkat çekmiştir. Grin'e göre İngiltere'nin resmi dilinin İngilizce olması  bu ülkeye yılda17-18 milyar civarında Avro kazandırmaktadır.Bu ekonomik yapı İngilizce'nin tek dil olmasını zorlamaktadır (Grin,2005).

Bu ve buna benzer raporlar üzerine  Avrupa'da tek dilin olumsuz etkileri üzerine yayınlar yapılmaya ve tek dile karşı çok dillilik  politikaları uygulanmaya başlanmıştır.

Tek Dil İngilizce'nin Olumsuz Etkileri

            İngilizce'nin dünya dili olma yolunda ilerlemesinin olumsuz etkileri çoğu  ülkede yazar, araştırmacı, dil bilimci, eğitimci gibi görevliler tarafından  sorgulanmaya başlamıştır. Eğer  tek dile doğru gidersek bu durumdan önce zihinlerimiz   etkilenecektir.  Yani tek dille  tek tip düşünen, anlayan, sorgulayan, düşünceleri ve bakış açıları  tek tip hale gelmiş insan toplulukları ortaya çıkacaktır. Doğuştan gelen dil ve düşünme farklılıkları, yaratıcılık,farklı bakış açıları,farklı kültür gibi özelliklerin önemli bir bölümü kaybolacaktır. Tek dil  tek yönlü bilgilenmeyi getirmektedir.Zaten İngilizce öğrenenler diğer dillere ihtiyaç duymadan her türlü bilgiyi bulabilmektedir.Bu kişiler  İngilizce kullanan topluklarla iletişim kurmakta ve  giderek diğer dillerden uzaklaşmaktadır. Bu kişiler  eğitim, bilim, ticaret, teknoloji vb. her alanda İngilizce verilen bilgilerle düşünmekte, anlamakta ve  bakış açısı oluşturmaktadır.Böylece İngilizce  reklam ve  propaganda yapma, çeşitli  pazarları ele geçirme daha kolay olmaktadır. Kısaca İngilizce bireylerin sadece dillerini değil, zihinlerini, kültürlerini ve  paralarını da ele geçirmektedir(Ammon, 2001, Bjeljac-Babic, Roland,  Breton, 2000).     

İngilizce sadece zihinleri değil  dilleri de olumsuz etkilemektedir.Son yıllarda  her dilde İngilizce kelime sayısı  giderek  artmaktadır. Bunun nedeni bilgi ve teknoloji araçlarıdır.Bu araçlar yoluyla çok sayıda  İngilizce kelime diğer dillere girmektedir. Özellikle  bilgi teknolojisi alanındaki İngilizce  kelimelere  derin kodlar konulmakta ve bu kelimeleri diğer dillere çevirmek  mümkün olamamaktadır.Örneğin mouse, CD,MP3,iPod,iPhone gibi. Bu durum bilgi teknolojisi alanında İngilizce terim ve kelimelerin hızla çoğaltmasına neden olmaktadır. İngilizce kelimelerin diğer dillere girmesi İnternetle de desteklenmektedir. İnternet   dil savaşında  ikili vuran bir silah gibidir.İnternetteki  bilgilerin büyük bir bölümü  İngilizce sunulmaktadır. İnternet kullananların da çoğunluğu İngilizce'yi tercih etmektedirler. Böylece İnternet yoluyla  çok sayıda İngilizce kelime diğer dillere girmektedir.

           İngilizce'nin dil yapısı, kelimeleri, dil kuralları, ses yapısı, yazım biçimi, dil bilgisi ve kullanım biçimleri  bütün dilleri etkilemektedir.Çeşitli araştırma  sonuçları  İngilizce'nin çoğu dilde yeni kelime ve terimleri oluşturduğunu göstermektedir. Bunlara  "franglais", "japlish", "denglish", yani Fransız İngilizce'si, Japon İngilizce'si, Alman İngilizce'si denilmektedir. Çünkü bu kelimeler ne Fransızca'ya ne Almanca'ya ne de Japonca'ya benzemektedir. Ayrıca bu kelimeler çoğu dilde  tartışmalı durumlara ve kullanımlara neden olmaktadır. Eskiden başka dillerden gelen kelimeler  küçük değişikliklere neden olurdu. Ancak  son yıllarda  çoğu dilde gerçek   anlamda  karışıklıklar  çıkmaya başlamıştır.Bu durum yani İngilizce'nin diğer dilleri içten  eritmesi çoğu ülkede tartışılmaktadır.Almanya'da  bu durumu önlemek için çeşitli çalışmalar  yapılmaktadır. Almanca'nın İngilizce ve diğer dillerden gelen kelimelerle bozulmaması için dil gümrüğü oluşturulmuştur.  İngilizce'den gelen  kelimelere Almanca  eklemeler yapılarak değiştirilmektedir.Ancak tüm çabalara rağmen  bu kelimeler belli olmakta ve çoğu Alman tarafından reddedilmektedir. Dil gümrüğüne rağmen  İngilizce kelimelerin Almanca'ya  girmesi önlenememektedir.Benzer durumlar  Türkçe'mizde de  görülmektedir.

Tek Dil Yerine Çok Dil Savaşları

Eskiden  çok dil fikrine karşı olan   Avrupa ülkeleri son yıllarda fikir değiştirerek çok dilliliği savunmaya başlamıştır. İngilizce'nin ilerlemesi durdurmak için  geliştirilen bu çok dillilik politikası çerçevesinde  Avrupa Birliği,  üye ülkelerdeki azınlık dillerini tanımak ve küçük dillerin ölmesini engellemek için bir savaş başlattı. Bu savaşta  çok az  kişi tarafından konuşulan, eğitim dili olarak kullanılmayan ve kaybolmak üzere olan  küçük dilleri   geliştirmeyi amaçladı.Bu savaşın adına da   multilinguisme  yani çok dillilik adını verdi. Bu çalışmalar üzerine azınlık ve küçük dilleri konuşanlar kendi dillerine yönelik Avrupa'nın bu çabalarını desteklemeye, yapılacak çalışmaları heyecanla ve olumlu gözle izlemeye başladılar (Frath, 2010). Ancak sonraki yıllarda beklenenler gerçekleşmedi.

Avrupa Birliği'nin Dil Politikaları Bölümü  çok dillilik (multilinguisme) kavramını  "belirli bir  coğrafyada bulunan büyük ve küçük çeşitli diller  " olarak tanımladı.Ardından bu kavram  bireysel, toplumsal ve ulusal çok dillilik diye üçe ayrıldı. Bireysel çok dillilik, farklı veya aynı aileden gelen  birden fazla dili bilme; toplumsal  ve ulusal çok dillilik  ise bir topluluk veya ülkede konuşulan büyük ve küçük çeşitli diller  olarak açıklandı (Leclerc, 2009).Ardından dünyamızdaki çok dillilik durumları araştırılmaya başlandı.Bu incelemelerde  bazı dillerin yazılı olmadığı, dağınık yörelerde konuşulduğu, bazı ülkelerde ise  çok fazla küçük ve yerel  dilin olduğu  görüldü.Örneğin Kamerun'da 240 dil, Brezilyada 152 dil, Tanzanya'da 150 dil gibi(Güneş,2000). Dünya geneline bakıldığında dünyamızda 6700 dilin ve 225 ülkenin olduğu, her  ülkeye  ortalama 30 dilin düştüğü görüldü. Kıtalar düzeyinde ise Avrupa kıtasında  49 ülke ve 225 dilin olduğu, ülke başına  ise 4.5 dil düştüğü belirlendi. Amerika'da 46 ülke ve 1000 dilin olduğu, ülke başına 21,7 dilin düştüğü saptandı. Afrika'da 56 ülke ve 2011 dilin olduğu,  ülke başına 35,9 dilin düştüğü görüldü. Asya'da 46 ülke ve 2165 dilin olduğu, ülke başına 47 dilin düştüğü, Antarktika'da  ise 27 ülke ve 1302 dilin olduğu, ülke başına ise 48.2 dilin düştüğü belirlendi(Leclerc, 2009).Sonuç olarak dünyamızdaki her ülkeye ortalama 30 civarında küçük, yerel ve azınlık dilinin düşmesi, çok dillilik (multilinguisme)  politikalarını olumsuz etkiledi ve uygulanamaz duruma getirdi.

 Daha sonraki yıllarda Avrupa Birliği çok dillilik (multilinguisme) politikalarını bir kenara  bırakarak plurilinguisme politikasını oluşturdu ve  desteklemeye başladı.  Avrupa Birliği'nin Dil Politikaları Bölümü  plurilinguisme kavramını  "bireyin ana diline dayalı olarak bildiği çeşitli diller" şeklinde tanımladı.Günümüzde bu kavram çoğu yerde çok dillilikle (multilinguisme)  aynı anlamda kullanılmakta ve karışıklıklara neden olmaktadır. Oysa iki kavram arasında önemli farklılıklar vardır.Avrupa'da "plurilinguisme" bireyin aynı aileden gelen dilleri öğrenmesi olarak kullanılmaktadır.   Yani İngilizce bilenlerin  Fransızca  ve Almanca öğrenmesi  gibi. Kısaca  Avrupa Birliği son yıllarda  küçük ve azınlık dilleri geliştirme, farklı ailelerden gelen  dilleri öğretme yerine, aynı  aileden gelen çeşitli dilleri öğrenme (plurilinguisme)  politikalarını desteklemektedir. Yani Avrupa Birliği çok dillilik adı altında  İngilizce bilenlere  Almanca ve Fransızca öğretmeye çalışmaktadır.

İngilizce'nin ilerlemesi durdurmak için  geliştirilen bu çok dillilik politikası, Avrupa Konseyi'nin 12 Haziran 1995 yılındaki toplantısında, Unesco'nun ise 6 Kasım 1999 yılındaki  30. Genel Konferansı'nda "tek dil baskısına karşı çok dilli eğitim ve  dil çeşitliliği oluşturma" olarak kabul edilmiştir. Bu amaçla uluslararası dil politikaları oluşturulmuştur. Dil politikalarında  "bütün toplumlarda üç dilliliği harekete geçirmek ve bunu başarmak" temel amaç olarak alınmıştır.  2001 yılında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve UNESCO'nun katılımıyla 'Avrupa Dilleri Yılı 'düzenlenmiştir. Bu çerçevede büyük dil projelerinin başlatılması, öğrencilere önce anadil, ardından  buna  yakın ve aynı aileden gelen  bir dil ve uluslararası bir dil olmak üzere üç dilin öğrenilmesi önerilmiştir( Poth, 2000). Unesco Dil Bölümü Müdürü Poth ise  bu süreci ana dil, komşu dil ve uluslararası dil olarak özetlemektedir.,Anadille aynı aileden gelen  dil  için  "yabancı dil"  yerine "komşu dil"  kavramını kullanmaktadır.Böylece "yabancı dil"  kavramı ile  diller arasında  savaş  yerine komşu dil"  kavramı ile diller  arasında barış  düşünüldüğünü" belirtmektedir. Poth' a göre aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme)  politikaları dil barışını sağlayan  politikalardır( Poth, 2000).  

Aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme)  politikalarının nasıl uygulanacağı   çeşitli raporlarda  ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Grin'e göre Avrupa'da 21' den fazla resmi  ana dil vardır. Bu nedenle çok dilli eğitim ve iletişim tesadüfe bırakılmamalıdır.  Farklı  ailelerden gelen  küçük ve azınlık dilleri (multilinguisme) yerine bireyin ana diline dayalı ve aynı aileden gelen çok dillilik (plurilinguisme) uygulanmalıdır.Bu çok dillilik zaten  diğerini (multilinguisme) kapsamaktadır(Grin,2005, Hcéé, 2005).Aynı aileden  gelen çok dili öğrenme (plurilinguisme) modeli ise  şöyle açıklanmıştır. "Her Avrupalının   ana dilinden  hareketle ve ana diline yakın  iki dil  öğrenmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla üç dili içeren bir  dil repertuvarı oluşturulmalı, bunlardan ikisi seçilmelidir.Dil repertuvarı herkes tarafından kabul edilen, ihtiyaçlara cevap veren ve yüksek statüsü olan  dillerden seçilmelidir.Örneğin İngilizce, Fransızca ve Almanca üçlüsü temel olarak alınmalı,bunlardan ikisinin seçilmesi zorunlu olmalıdır (Grin,2005).İngilizce bilenlerin Fransızca ve Almanca'yı öğrenmesi istenmelidir. Ana dili Portekizce olanlar ikinci dil olarak İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden birini seçmelidir.Bunlar eğer isterlerse üçüncü dil olarak İtalyanca veya Japonca da öğrenebilirler(Grin,2005, Hcéé, 2005).

Bu öneriler bazı ülkelerde kabul görmüş bazılarında da sert eleştiriler almıştır.Bazı  araştırmacılar bu amaçları gerçekleştirmenin çok zor olduğunu öne sürmektedirler. Bazıları da üç dilli olmanın gerekli olduğunu ancak üç dili öğrenme çabalarının öğrenciye büyük bir zihinsel  yük getireceğini; öğrencinin bu dillerden birini kullanacağını, sonraki yıllarda diğerlerini  terk edeceğini belirtmektedirler (Ammon, 2001). Dil profesörü Pierre Frath ise "Avrupa Birliğinin aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme) politikaları aslında  diğer diller karşısında Almanca ve Fransızca'yı geliştirmekten başka bir şey değildir." demektedir (Frath, 2010).

Günümüzde  çok dillilik çalışmaları devam etmektedir.Bu çalışmalara ana okulundan başlanmakta ve yaşam boyu sürdürülmektedir. Bu amaçla Eurom4,Galatea, EuroCom gibi  projeler uygulamaya konulmuştur. Bu projelerin temel amacı  aynı aileden gelen latin dillerinin bir veya ikisinde  okuma ve dinleme becerilerini geliştirmektedir. Bunun için öğrencilerin  mevcut dil becerilerinden hareket etmek, İnterneti öğrenme aracı olarak kullanmak, İnternet üzerinden  grup yayınlarına ağırlık vermek ve bilgi paylaşımını desteklemek  amaçlanmıştır (Klein,1999-2002). Bunların yanında  okullarda çok dilliliğin önemi konusunda  çeşitli yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınlarda çok dilli olmanın getirdiği yararlar, çok dilli yetişen çocukların düşünme,  anlama, sorgulama ve sorun çözme becerilerinin  tek dillilere göre daha ileri  düzeyde olduğu, dünyaya bakış açılarının tek dil bilenlere göre daha farklı olduğu, dünyaya ve olaylara başka insanların gözlüğü ile bakmadıkları, gibi  özellikler vurgulanmaktadır.

Çok dillilik  konusunda çeşitli araştırmalar da yayınlanmıştır. Eskiden Batı toplumunda  19. ve  20. yüzyılın başında  iki dillik bir engel olarak görülüyordu.İki dil ortamında yaşayan çocukların durumlarının   zor olduğu, iki dilliliğin  çocukların  kişiliğini ve kültürünü etkileyeceği söyleniyordu. Hatta "İki dille büyümek zihin yükünü artırır, bu çocuklar hiçbir dili iyi geliştiremez, çevrelerinde olumsuzluklar yaşarlar, kültürel olarak da sorun yaşarlar." deniliyordu. Günümüzde ise   Avrupa Birliği'nin çeşitli raporlarında bu görüşleri tamamen değiştiren araştırmalar yayınlanmaktadır. Son araştırmalarda çok dilliliğin çocukların zihinsel-sosyal ve psikolojik  gelişimlerine önemli katkılar sağladığı, dil ve zihinsel  becerileri ikiye katladığı ve çok  dilin çok  kültürü öğrettiği vurgulanmaktadır.Ayrıca  zihinsel becerileri ve yaratıcılığı artırdığı, bir dilde öğrenilen becerilerin  ötekine aktarıldığı,düşünme sistemi, yaratıcılık ve  üst düzey zihinsel becerilerin  akranlarına göre  çok geliştiği, bu durumun dil, edebiyat ve okul derslerinde başarıyı artırdığı, dile ve iletişime  duyarlılığın üst düzeye çıktığı, diğer dillerin daha hızlı öğrenildiği,dikkatin  arttığı, görsel okuma  testlerinde iyi sonuçlar alındığı, analitik düşünme ve zihinsel açıklığın  üst düzeye çıktığı, gibi çeşitli beceriler sıralanmaktadır (Conseil de l'Europe,2006).

Avrupa Birliği  bu raporlarda  çok dilliğin yanında ana dile ve resmi dile de dikkat çekmektedir.Bu durum;
-Her Avrupalı ana dilini öğrenebilir ancak resmi dilde konuşmak zorundadır.
-Her birey vatandaş olabilmek  için yaşadığı ülkenin resmi dilini öğrenmek zorundadır.
-Avrupa ülkelerinde  çocukların yaşadıkları ülkeye uyumları için resmi dil zorunludur.
-Ana dilde eğitim bir amaç olmamalı resmi dile geçiş için bir araç olmalıdır.Bu eğitim yapılırken ana dilin  resmi dilin  yerine geçmemesine  dikkat edilmelidir (Conseil de l'Europe,2006), cümleleriyle açıklanmaktadır.

          Görüldüğü gibi Avrupa Birliği İngilizce baskısı karşısında eriyen  Fransızca ve  Almanca'yı kurtarmak amacıyla çok dillilik projelerini  başlatmıştır.Ancak bunlar henüz uygulama aşamasındadır.Üç dilli eğitimin tam olarak uygulandığı ve henüz tam olarak  gerçekleştirildiği bir ülke bulunmamaktadır. Unesco Dil Bölümü Müdürü Poth ise Lüksemburg'ta bu çalışmaların ilerlediği ancak bu ülkenin küçük ve zengin bir ülke olduğunu belirtmektedir.Kısaca bu projelerde küçük  ve azınlık dilleri yerine  aynı aileden gelen  Avrupa'nın büyük dilleri öne çıkmaktadır.

Bunların yanında dili yayma savaşları çeşitli   ülkelerde farklı düzeylerde okullar  açarak da sürmektedir. Bunlara son yıllarda üniversite açma   projeleri de eklenmiştir. Çeşitli ülkelerde  Fransız ve Alman üniversiteleri açılmaktadır.  Çünkü ilk ve orta öğretim düzeyindeki okullar bilim diline fazla katkı sağlayamamaktadır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde üniversiteler  açarak hem eğitim hem de  bilim dilinde  ilerlemeye çalışılmaktadır. Ayrıca  çeşitli ülkelerde yaşayan Fransız,Alman gibi  bilim insanlarına kendi dillerinde yayın yapma çağrıları yapılmakta ve bu yayınlara çeşitli ödüller verilmektedir.

Türkçe'mizin  Üstünlükleri ve  Geleceği

          Türkçe milâttan önce dört bin yılına kadar uzanan eski ve köklü bir geçmişe sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde dünyaya yayılmış ve çeşitli dilleri etkilemiştir. Türkçe'miz diğer dillere göre  çeşitli  üstünlüklere sahiptir.Günümüz   araştırmalarına göre  Türkçe'nin beynin işleyişine uygun  olduğu ve zihinsel becerileri geliştirici özellikler taşıdığı açıkça  ortaya çıkmıştır. Türkçe'deki ses zenginliği, ses-harf ilişkisi, kelime tanıma, hece ve kelime türetme, zihinsel sözlük  geliştirme gibi özellikler  hem zihinsel becerileri geliştirmekte hem de eğitim öğretim sürecinde kolaylıklar sağlamaktadır. Türkçe çoğu dile göre  daha kolay öğrenilmektedir. Kısaca Türkçe'miz   dil savaşlarına karşı duracak güce sahiptir.

Son yıllarda dünyamızda sondan eklemeli dillerin   okuma, anlama, düşünme, sorgulama, sorun çözme, akıl yürütme gibi becerileri  geliştirdiği  gündeme gelmiştir. Bu durum OECD tarafından yürütülen PISA (Uluslar Arası Öğrenci Başarısını Belirleme)  araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu araştırmaların okuma alanında  öğrencilerin anlama, düşünceleri analiz etme, sorun çözme, akıl yürütme gibibecerileri ölçülmektedir. PİSA 2000, 2003, 2006 ve 2009 yıllarında okuma alanında  en yüksek başarıya ortalama 50 ülke arasından  Finlandiya ve  Güney Kore 'den katılan öğrenciler ulaşmıştır. Oysa uzun yıllar düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri geliştirdiği, daha kolay öğrenildiği, üstün özellikler taşıdığı öne sürülen İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca gibi dillerin bu araştırmaların hiç birinde  ilk üç sıraya girememesi de dikkat çekmiştir. Bu sonuçlar  üzerine dilbilimciler  Fince, Korece gibi sondan eklemeli dillerin okuma ve zihin becerilerini geliştirme yönüyle diğer dillerden daha üstün olduğunu dile getirmişlerdir.Türkçe de eklemeli bir dildir ve  Türkçe'de de aynı başarıya ulaşmak mümkündür.Bu nedenle  yurt içi ve yurt dışı her düzeydeki öğrencilerimize dil ve zihinsel becerileri geliştirici bir Türkçe öğretimi verilmelidir.Ayrıca her düzeydeki öğretmenlerimiz de iyi yetiştirilmelidir.  

Türkçe'yi geliştirmek, yaymak, eğitim ve bilim dili yapmak   için  çeşitli ülkelerde Türk okulları ve Türk Üniversiteleri  açılmalıdır.Türkçe  bilim dili olmalıdır.Bunun için Türk bilim insanlarına Türkçe yayın yapmaları, yayınlarına Türkçe özet yazmaları  konusunda çağrılar yapılmalı, yurt dışındaki Türkçe yayınlara çeşitli destekler verilmelidir.Akademik yükselmelerde yabancı dilde yayın yapma yerine Türkçe  yayın yapma öne çıkarılmalıdır. Türkçe rapor, makale, kitap vb. yayınlar  İnternette ücretsiz sunulmalı ve dünyanın her yerinde Türkçe  bilgi paylaşımı desteklenmelidir.Üniversiteler ve  çeşitli kurumların yaptığı  sempozyum, kongre gibi bilimsel toplantılarda ve yayınlarda öncelik Türkçe'ye  verilmelidir. Yurt dışında Türkçe yayın yapan basın, televizyon ve radyolar desteklenmelidir.Ürünlerimize  Türkçe derin kodlar  konulmalıdır.Türkçe'nin üstünlükleri, zihinsel becerileri  geliştirme özellikleri  ve öğrenme kolaylıkları konularında araştırmalar yapılmalı ve yayınlanmalıdır.

Ayrıca bakınız-> Türkçenin Gücü ve Geleceği / Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ

Kaynaklar
Ammon, Ulrich.(2001).  L'anglais, puissance mondiale ? - Dossier : les langues européennes, Revue: Culture,
http:// www.leforum.de/artman/publısh/article_166
Bjeljac-Babic, Ranka. (2000). 6 000 Langues: Un Patrimoine en Danger , Dossier:  Guerre et paix  des langues,  
Le Courrier de l'UNESCO, Avril 2000, s:17-20.

Conseil de l'Europe(2006).La place de la langue maternelle dans l'enseignement scolaire,  Rapport de
Commission de la culture, de la science et de l'éducation, Rapporteur M.Jacques Legendre, 7 février
2006 Doc. 10837, France.

Frath, Pierre.(2010) Plurilinguisme et Développement du Français, de l'allemand et des Autres Langues,
Université de Reims Champagne-Ardenne,France, CIRLEP,Erişim tarihi:2010

Grin, François (2005).L'enseignement des langues étrangères comme politique publique, Haut Conseil De 
L'évaluation De L'école (HCéé),N° 19,Septembre, 2005

Güneş,Firdevs (2009).Hızlı Okuma ve Anlamı Yapılandırma, Nobel Yayınları.        
Güneş,Firdevs (2007). Türkçe Öğretimi ve Zihinsel Yapılandırma,Nobel Yayınları.
Güneş,Firdevs (2000). Okuma-Yazma Öğretimi ve Beyin Teknolojisi,Ocak Yayınları.
Hcéé, (2005).Quelle Politique Linguistique Pour Quel Enseignement Des Langues ?Avis du    Haut Conseil De 
L'évaluation De L'école (HCéé),N° 19,Octobre, 2005

Klein, Horst G.(1999-2002).L´Eurocompréhension, EuroComResearch, Informations, und Publikationsforum zur
EuroCom-Methode, www.eurocomresearch.net.
Laponce, Jean A. (1984). Langue et Territoire, Centre İnternational de Recherche sur le      Bilinguisme,les
Presses de l'Université Laval,Canada
Leclerc, Jacques (2009).L'aménagement linguistique dans le monde, Québec, TLFQ, Université Laval, http://
www.tlfq.ulaval.ca/axl/  
Poth, Joseph (2000). Éloge du plurilinguisme, Dossier:  Guerre et paix  des langues , Le Courrier de
l'UNESCO ,Avril 2000
Roland, J., Breton, L. (2000). La suprématie de l'anglais est- elle  inéluctable ?, Dossier:  Guerre et paix  des
langues , Le Courrier de l'UNESCO ,Avril 2000.
UNESCO (2009).  Plus de 2.500 langues en danger dans le monde, L'Atlas 2009 international des langues.

2007©Turkceciler.com |Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi | Tüm Hakları Saklıdır.