• Anasayfa
  • Biyografi
  • Türk Dili
  • Türk Edebiyatı
  • İletişim
Turkceciler.com

Yazarlar Şairler Biyografi

  • Cumhuriyet Dönemi Şiiri

Tahsin Saraç kimdir, Hayatı, Eserleri

Tahsin Saraç (d. 1 Ocak 1930, Muş - ö. 29 Haziran 1989, İzmit) şair.

1 Ocak 1930'da Muş'ta doğdu, 29 Haziran 1989'da İzmit'te yaşamını yitirdi. 1952'de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünü bitirdi. Hakkari'de ortaokul öğretmenliği yaptı. 1953-1954 ve 1957-1959 arasında iki kez Paris'e giderek Sorbonne'da Fransız Dili ve Edebiyatı ile sesbilim üzerine eğitim gördü. Dönüşünde bir süre Trabzon Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Ardından Gazi Eğitim Enstitüsü Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde önce asistan, sonra öğretim görevlisi oldu. Bir süre, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu ile Tercüme Bürosu'nda üye olarak çalıştı. Türkiye Öğretmenler Federasyonu ikinci başkanlığını yaptı. Tercüme, Türk Dili ve Çeviri dergilerinin yazı kurullarında çalıştı. 1971'de sağlık nedeniyle emekliye ayrıldı.

İlk şiiri "Boğuntu" 1957'de Varlık dergisinde yayınlandı. Dost, Papirüs, Sanat Rehberi, Türk Dili, Varlık gibi dergilerdeki yazılarıyla tanındı. Önceleri ikili üçlü tamlamalarıyla kurguladığı şiirlerini, sonraları toplumsal konulardan kaynaklanan duyarlılıklarla işleyerek zenginleştirdi.

Özgürlük, kardeşlik, sevgi, yaşam sevinci, kavga, öltüm, çağın acıları gibi temaları işledi. Türkçe'yi kullanmaktaki özeni, imge zenginliği ve titiz kurgusuyla şiirde sağlam bir yer edindi.

Yunus Emre, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Orhan Asena, Sermet Çağan gibi Türk şiir ve oyun yazarlarının eserlerini Fransızca'ya çevirdi. Bazı Fransızca eserleri de Türçeleştirdi.

Tahsin Saraç Eserleri

ŞİİR:
Bir Ölümsüz Yalnızlık (1964)
Güneş Kavgası (1968)
Direnmeler (1973)
Güvercin Kasapları (1978)
Bir Sevgiyi Görüntüleme (1980)
Toplu Şiirler (1989)
Çıplak Kayada Çimlenmek (1989)

SÖZLÜKLER:
Etude sur le subjonctif en Francais (1962)
Fransızca-Türkçe Argo Sözlüğü (1966)
Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük (2 cilt, 1976)

ÖDÜLLERİ

1963 Milli Eğitim Bakanlığı Üstün Başarı Ödülü "Günümüz Fransız Şiiri" (1963)
1964 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü Çağdaş Fransız Şiiri'nin genişletilmiş basımıyla
1968 Fransız Hükümeti'nden Legion d'honneur Nişanı
1970 Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Şiir Ödülü "Direnmeler" ile
1976 Macar Hükümeti'nden Endre Ady Ödülü
1986 Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Edebiyat Ödülü

Tahsin Saraç Şiirlerinden Örnekler

ARAMIZDAKİ

sevgilim sevgilim
kuzey sanrısı gibidir
geceyi beşe filan böler
sonra ayılar hüzünden ölmez
sevgilim sevgilim
açlıktan ölür onlar

işte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullansın
ister buzdağında

hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
- uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında -
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzüne yer var hayatımızda

KIYIDAKİ ELMAYA BİR SES

ey canımın güftesi, eylülün ikinci haftasıydı o sıra
bana gülümseyerek getirdiğin bir bardak suydu o sıra

hatırla denize hiç bakmadık çünkü kıyısındaydık
bir elma kendi kendine büyür dururdu o sıra

bir kıyı ikindisiyle bir elma öyle kendiliğinden
büyürler bir öfkenin ya da bir dağın yanısıra

bir kıyının beslerliği bir elmadan ayrılmaz gibi ama
elma soğuk bir kış akşamında bile yenir ısıra ısıra

bir öfkeyi diriler durmadan elma, ovadan gelir
elbet küfelerle sandıklarla hüzünlerle ardısıra

ey geçmişten gelen konuk, sonsuz düğmelerimi tut
yerlerini yadırgayan sonsuz iliklerin adına

ey canımın güftesi, denize hiç bakmadık, hatırla
tek pencereli bir odada elma yedik ısıra ısıra

elmanın topraktan süzdüğü gemilerin denizlerde gezdiği
bir tatildi, bir geçiştirmeydi, yalnızlıktı bir kusura

neydi, ne doğruydu, nerden vardık yakışmıyor konuşmak bize
öyle barışlar okuyup yalnızlığı yaşamak kara kara

ey canımın güftesi, ey penceresi bütün sıkıntılarımızın
bizim babalarımız neden ölürlerdi hatırla sıra sıra

bu söylediğim iyi bir şarkıdır elle bile hatırlanır
yani şu, ateş ve deniz buluşurlar bir limanda arasıra

yani şu, elma yenir ve balık durmaz kaçar
ama yenilmezler artık buluştukları sıra

İÇERDEN IŞIYABİLMEK

Senin gözlerin mavi
Nerden ve ne sürem baksan
Yıkanır göğün çividi.

Bir filinta genç asılmış gibi acılı bir gece
Bir dağ ozan öldürülmüş gibi allak bullak.
Kanara kaçkını bir susku
Uyusam, kirlenecek uyku.

Ve yakılmış kitap külü döküklüğünde bir duygu
Çiçek ezmiş pis bir pabuç gibi umursamaz, kör.
Işığın kötücül bir uru
Lamba, bir en deligöz namlu.

Duvar delen bir bungunluk, ama içim yeşil başak
Bin demire baskın işte benim evrensığmazlığım.
Ak bir alın, silen korkuyu
Bir sevgi, ışıyan tan boyu.

Senin gözlerin kara
Nerden ve ne sürem baksan
Yıldız ağar karanlığa.

BİLİYOR MUSUN

biliyor musun
aşk şiiri yazmaktan bıktım
bir gün şöyle bir baktım
yazdığım bütün şiirler öyle
bir sarsılma, nedir bu
bir otuz aşk şiiri daha
kendimi hiç suçlamadım

peki o zaman ben neden
dereceler sokayım koltuğumun altına
ateşim varsa zaten
ey gözleri maden
çünkü aşk bir suçlamadır
sonuna kadar yaşanmamışsa
bir bardak birada yeni bir deniz
ve yağmur
eski bir denizde yeni bir ada
yaşanmamışsa

sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum
korsanları kralları ve bazı ülkeleri
ve bütün madenleri
ve kendi sonumu
iyi görmüyordum sonunda
her türlü madeni
elimde bir sürü kağıtla
hazırladım kendimi

DUDAKLARIN GÜL ŞENLİĞİ

Bir bahar kaçkını yeşil
Tomurcuklar seni bende

Sarı sıcak güneşler ışır
Aykırı güzel o dişlerinde

Dudakların, gül şenliği
Öpüşmeye giriştiğinde

Taş uyanır, yatak kişner
Ateş harmanı dişiliğinde

Soğuk bir Kars gecesinde gürül gürül
Yanan bir soba gibisin içimde


OTUZÜÇ MENEKŞE

Bir morlukta alabora oldu gök
Tan söktü
Güneş dik doruklara konan bir öpücüktü.

Yürüyordu
Yürüyordu değil, sürülüyordu
Bir ak ölüme suçsuzlar, öbek öbek;
Korkunç bir önseziyle tanık tepeler
Utançtan eriyip küçülüyordu.
Yatağında sütlü kahve içerken
Karıcığı kırıtarak geçerken
Paşa orasını kaşıdı derken.

Otlar daha bir diridir şu an
Koyak daha bir can kokulu.
Öte yandan süngü, candarma, namlu
Bir de o paşadan gizli buyrultu;
Bir alçaklık göz kesilmiş, namludan
Gelincik yüreklere nişan alıyordu.
At üstünde geçer başkent sırtından
Ülkeyi kurtarmış derler yağıdan
Daha bir yağı mı olurmuş ondan?

Göz bağlı, diz bağlı, dil bağlı
Sıralandı yanyana otuzüç karaltı
Ve nişancılar çöktü.
Şu ılık dağ yellerinde sabahın, mermiler
Bir kılıç komutla, yağmurca boşanıp
Koca çınarları biçti yere döktü.
Ne horoz sesi, ne ezan, ne koyun
Ala bir acılıkta tüm doğa suskun
Bitti demir ağırlığı uykusuzluğun.

Bu dağ ne kıyımlar görmüştür bu dağ
Bu yöre ne açlıklar, kavgalar, kanlar...
Ve bu su, ne canlar almıştır bu su
Ne gelinler yutmuş, ne taylar, boğalar...
Ama bu kan var ya, otuzüç damla kan
Varan şu otuzüç sıcak pınardan
Akıp ezgi ezgi artık çağlara
Onu tüm kirlerinden arıtıyordu.
Buyurdu ölenler: kin tutulmaya
Son bula bu acı, bu kan, bu kıya
Mutlulukta yaşana koyun koyuna.

Bir kızılda alabora oldu gök
Gün söktü
Ve otuzüç menekşe günle boyun büktü.

2007©Turkceciler.com| Türk Dili ve Edebiyatı | Her Hakkı Saklıdır.