DOÇ. DR. NAZAN BEKİROĞLU'nun araştırması: Osmanlı Kadın Şairleri
Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır. Sözünü ettiğim hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır.
Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin parmaklarından çok az fazladır. Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz.
Tanzimat sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın henüz yapılmadığı aşikârdır.
Zeynep Hatun Mihrî Hatun Ani Hatun Fıtnat Hanım Leylâ Hanım Şeref Hanım Âdile Sultan Tevhîde Hanım Feride Hanım Hatice Nakiye Hanım Sırrî Hanım Münire Hanım Fıtnat Hanım (Trabzonlu) Habibe Hanım Hasibe Maide Hanım Hatice İffet Hanım Leylâ Hanım (Saz) Nigâr Hanım Makbule Leman İhsan Raif Şükûfe Nihal Halide Nusret Zorlutuna
ZEYNEP HATUN
Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister. Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Keşfet nikabını yeri göğü münevver et Bu âlem anasırı firdevs-i enver et
Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri Anber saçını çöz bu cinanı muattar et
Hattın berat verdi saba yeline dedi Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et
Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et
Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın Divane olma şiirini divan ü defter et
Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it
MİHRÎ HATUN
1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine burada öldü. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey’i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın
Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın
Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın
Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın
Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın
Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın
Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın
Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın
ANİ HATUN
Doğum tarihi bilinmiyor. 1710'da Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirdi. Asıl ismi Fatma. Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu. Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, “Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla anılmıştır. Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı. Usta bir hattat olarak da ün yaptı. Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı
Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı
Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı
Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı
Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı
FITHAT HANIM
İstanbul'da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor. 1780'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl adı Zübeyde. Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi'nin kızı. Özel derslerle eğitildi. Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi. Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi. Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri. Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu. Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir. Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor. Türkçe'yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir. Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz. Yayınlanmış bir divanı var. Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
ŞARKI
Beni derdinle yeter zâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle
Ruhların taze gülü handandır Leblerin derd-i dile dermandır Sühanın mürde-i aşka candır Yok mu insâfın a zalim söyle
Âşık-ı zâre cefâ kârındır Öldüren gamze-i hunharındır Eden ihyâ yine güftarındır Yok mu insâfın a zalim söyle
Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr Yok mu insâfın a zalim söyle
GAZEL
Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler
Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler
Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler
Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler
LEYLÂ HANIM
Sudur'dan Moralı Zâde Hâmid Efendi'nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni. Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla'dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1848'de yaşamını yitirdi. Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç
Sakın aldanma gönül vâ'd-i visâl-i yâre Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç
Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç
Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç
Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç
GAZEL
Her seherde Kâbei kûyında estikçe nesim Âşıka zülfi siyahından gelir anber şemim
Naveki müjgânı gönder sinei mecruhuma Kûşei gamda dili mahzunuma olsun nedim
Kalim bu aşk ile yanmaktan ey meh ruzüşeb Yok bana derdü elemden başka bir yârı kadîm
Şiddeti düzahla korkutma beni gel zahida Aşkıma nisbet benim bir şey midir narı cahim
Kûşei cennet dahi olsa safayab olmayız Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim
Zulmu çok ettin bugün Leylâ'ye ey şahı cihan Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azîm
Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller Bu gülşende figandan bihaber ancak nigârımdır
Hikâyettir sana şerhi derunumdan değil şevka Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır
Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır
Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır
Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane Gönül derler anın adına Leylâ yadigârımdır
ŞEREF HANIM
1809'da İstanbul'da doğdu, 1861'de yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor. Mehmed Nebil Bey'in kızı. Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu. Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor. Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü. Padişah II. Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır. Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker. İlk kez 1867'de Matbaa-i Âmirane'de basılmış bir divanı var.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
KASİDE
Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh - Berây-ı Âlî Paşa -
Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı
Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer Yine sun'-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı
Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı
Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh Eüdi beni teltif reis oldu efendim Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah ...
Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım ...
Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali ...
ÂDİLE SULTAN
1825'te İstanbul'da doğdu, 1898'de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi. Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan'ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri 1996'da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan'ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi İstanbul Eyüp'te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul'da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim
Cismde can gibidir gözde hayâli yârin Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim
Korı canımda da âşk odını yaktı alevi Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim
İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim
Adile Kâ'be-i kulın ideyim şöyle tavaf Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim
GAZEL
Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân
Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan
Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân
Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan Aşktır bil "küntü kenz" birle miftâh-ı cinân
Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden
Aşktır mir'ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân
Aşktır hem saykal-ı mir'at-ı esbâb-ı derûn Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan
Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden
Aşktır fehm ile iş'âr eyleyen derd-i dili Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân
GAZEL
Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek
Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek
Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek
Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek
Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek
Havf-ı a'dâ eylemez olan müsellah aşk ile Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek
Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ Beyt-i kalbi Âdile ma'mûr ü pâk etmek gerek
TEVHİDE HANIM
Doğum tarihi 1847. 1902'de Manisa'da öldü. Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi. Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi'nin kızı Tahire Hanım. Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi. Bir kızları oldu. Kızını ve ardından kocasını kaybetti. Mevlevi tarikatına girdi. Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi. Bir divanı var. 1881'de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa'dan izler bulunur. Tevhide Hanım'ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır. Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı. Manisa Belediyesi'nin desteğiyle yayınlandı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb Dün gece verdi ziyâ 'aleme ol âfitâb
Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb
Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb
'Ahdinde kılmaz vefâ va'dinde hiç durmaz imiş Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb
Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab
GAZEL
Senin mecburunum hâlâ inanmaz mısın ey şûh Benim yandığım nâra 'aceb yazmaz mısın ey şûh
Dün gece ağyâr ile lâdest tutup aldanmışsın Kuluna nevbet gelince aceb aldanmaz mısın ey şûh
Gidip gülzara da'im sen edersin zevk 'alemle Gelip hatıra ismim bir gün anmaz mısın ey şûh
Cevr cânına yetmiş câna yine bilmem aceb Çekerek cefasını usanmaz mısın ey şûh
Dün gece Tevhîde-zârın rahm edip hâline sen Verdiğin ikrârdan 'aceb dönmez misin ey şûh
Mağnisa'nın içinde evliyâsı çok Mescidi camisi medresesi çok Hâfızı mütedâ müderrisi çok Okur bülbül gibi dili Mağnisa'nın
Etraf köyden şehirlerden gelirler Handa hânelerde misâfir olurlar Sultân Camisi'ne sâf sâf dururlar Altın kemerlidir beli Mağnisa'nın
Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar Cem olup cümle halk avuç açarlar Mollalar imâretden çorba içerler Her şehre ulaşır eli Mağnisa'nın
Âşıklar pîrine eyler niyâzı Dere Kahvesi'ne asarlar sazı Karşısında bülbül eyler avâzı Açılır baharda gülü Mağnisa'nın
Ulu Cami'nin vurur çanlı sa'ati Herkes vaktini bilir bulur râhatı Tüccarların budur dâim adeti Elden ele gezer malı Mağnisa'nın
Bahar vakti gelir bülbül sadâsı Vardır erenlerin anda du'âsı Kışın kar ile dolar dağı ovası Akar boz bulanık seli Mağnisa'nın
Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken Üstünde Saruhan Baba nâzırken Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa'nın
Cümle eknâf çâr köşeden gelenler Her birisi bir işe memur olanlar Kazanıp kârında bereket bulanlar Gitmez gözünden hayâli Mağnisa'nın
Beldemiz üstü dağ önü mesire Bahar gelince cümle çıkarlar seyre Gel bunca evliyâları ziyâret eyle Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa'nın
Tevhîde sözünde hilâfın yokdur Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur Karına kaymağına hiç sözüm yokdur Namdadır yağ ile balı Mağnisa'nın
ŞARKI
Sana ne diyem ne söyleyem âh sana Bir himmetin yok imiş eyvâh sana Ederim bir âh-ı cân-gâh sana Gayri bundan sonra âlem bir yana
Eyledin sen beni kendine meftûn Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn Gayri bundan sonra âlem bir yana
Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh Kalmadı âşıklığıma iştibâh Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh Gayri bundan sonra âlem bir yana
Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı Sînemde açdı nice pin yarayı Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi Gayri bundan sonra âlem bir yana
ŞARKI
O yâr bana kaşın çatdı Elemim var elemim Câh-ı mihnetde bıraktı Kederim var kederim
Çehr ile dün yâr geçdi Kadehde kanımı içdi Ciğerde yâreler açdı Veremim var veremim
Dün meclisde iken dildâr Beni geçmiş yâre ağyâr Kendi ruhsât eylemiş yâr Haberim var haberim
Gül koklamam gül üstüne Kişi kıyar mı dostuna Lâkin ağyârın üstüne Seferim var seferim
Tahammülüm yok ne çâre Yüz vermesin ağyâre Arz-ı hâl yazmağa yâre Kalemim var kalemim
Tevhîde bu meylim hele Ben şöyle verdim dilbere Vaz gelmem tâ be mahşere Yeminim var yeminim
FERİDE HANIM
1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
BEYİT
Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana
GAZEL
Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı
Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti
Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati
Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti
Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati
Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati
(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)
GAZEL
Âşık isen salika âyine-i didare bak Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak
Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül ..... den dembedem keşf olunan esrare bak
Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak
Na'rei sırrı ....dan haberdar olmağa Âşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak
Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak
(.... okunamayan sözcükler)
HATİCE NAKİYE HANIM
Müneccimbaşı Osman Saib Efendi'nin kızı. 1846'da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi. Sıbyan mektebinde okudu. Annesini küçük yaşta kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü. Darülmuallimat'tan mezun oldu. Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi. Ali Fuat Bey'in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat'ta öğretmenliğe başladı. Farsça ve tarih öğretti. Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı. Bir süre Mısır'da kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. 1899da yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı'nda toprağa verildi. 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt'a yazdı. Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi. Onun divanının ikinci basımını hazırladı. Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi. Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı. Hiç evlenmedi.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm
Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm
Gülçini visal olmak içün bağı tarabda Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm
Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm
Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm
Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm
ŞARKI (Hezlamiz)
Olamaz bir kimse hem halin senin Yokdur eşşeklikde emsâlin senin Geçmede lanet ile salin senin Yokdur eşşeklikde emsâlin senin
Namını yâdeylemez emma beşer Rekş eder efkârına gâvanü har Sözlerin hayvanları hayran eder Yokdur eşşeklikde emsâlin senin
Anırırken sen o savt ile heman Hep gelir şevka güruhi merkeban Ursalar şayan sana al bir palan Yokdur eşşeklikde emsâlin senin
KOŞMA
Eyvah aşkınla yandım Sonra cevrinle kandım Aldandım sözlerine Seni vefalı sandım
Ver bir dolu içeyim Gör aşkınla niceyim O mahmur gözlerinden Ben nasıl vaz geçeyim
Kadehler durmasun boş İçüb olalım serhoş Çünki ağyar sözünden Yâr ile aram bir hoş
Şimdi dil biçaredir Aklım pek âvaredir Ayrılık ateşinden Ciğerim pür yaredir
Sinemi hicri dağlar Gözlerim irmakdır çağlar Nakiyye'nin halini Gören kâfirler ağlar
SIRRÎ HANIM
1814'te Diyarbakır'da dünyaya geldi, 1877'de öldü. Edirnekapı Otakcılar Mahallesi'nde Kadiri Dergahı kabristanına defnedildi. Asıl adı Rahile. Diyarbakır Hanedanı'ndan Ahmed Bey'in kızı. Kültürlü bir ailede büyüdü. Divan kültürüyle yetişti. Tahir Zade Bekir Ağa ile ilk evliliğini yaptı. Bir süre Bağdat’ta yaşadı. Daha sonra İstanbul’a geldi. Yusuf Kâmil Paşa konağının şiir-edebiyat sohbetlerine katıldı, paşanın eşi Prenses Zeynep ile dost oldu. Kâmil Paşa ile evlendiği söylentisi de var. Kızının ölümü üzerine yazdığı içli bir mersiye ile tanınır. Bir divan oluşturacak kadar şiiri var.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Şahbazı kuds olan mesture şeklin göstürür Mahremi sultan ekser dûr şeklin göstürür
Ayni ibretle alan her bir varakdan bir sebak Nevbehar eyyamıdır zünbur şeklin göstürür
Tâ ezelden Sırrî hakikatden dili, agâh olan Başü can terkin kılub Mansur şeklin göstürür
GAZEL
Mürği dil pervaze geldi lâneler ağlar bana Çıkdı zünnarım bu kez humhaneler ağlar bana
Âşinalar tanı senk endaz olurlar her taraf Vâkıf olsa halime bigâneler ağlar bana
Ketmi güc, izharı güc bir derde oldum mübtela Darusın bilmez tabib kâşaneler ağlar bana
Kâsei mizabı sâkiden içüb mest olmuşum Halime agâh olan mestaneler ağlar bana
Sırrî bir viranedir bir gence irdin misli yok Hasbihalim söylesem divaneler ağlar bana
MÜNİRE HANIM
1818'de sadrazam olan Mehmet Derviş Paşa'nın kızı. 1825'te doğdu, 1903'te İstanbul'da öldü. İyi bir eğitim gördü. Özel öğretmenlerden Arapça, Farsça dersleri aldı. Müştak Efendi'den edebiyat öğrendi. Kerbela Mutasarrıfı Ali Rıza Paşa ile evlendi. Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Salahüddin Dede'nin müritleri arasına girdi. Çoğunlukla Mevlevi övgüleri yazdı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Aşktır tesliyyete her lâhza bais âdemi Aşksız mümkin mi çekmek ger mü serdi âlemi
Görmedim hiç kimseyi memnunı ayşi ruzgâr Bulmadım bir ferdi kim olsun şuunun hurremi
Macerayı ömrü yâdettikçe her bir anının Fikrimi işgal ider bince sürurü matemi
İtme ey akıl teessür lûtfü kahrı çerhden Gayeti şadide, mihnetde olurmuş göz nemi
Arzıhal itmem Münire, gayriye Allahdan Ehli halin var ise Allah gerekdir mahremi
GAZEL
Macerayı aşkı levhi dilde tasvir eyleriz Berkı suzı ah ile çerhı alevgir eyleriz
İtmeyiz minnet, cihanın Hüsrev ü Dârasına Kârımız vabestei sultanı takdir eyleriz
Bendei âli abâyız her seher müjgânımız Hakirubi barigâhı hazreti pir eyleriz
Sayei Mollayi Rumide Münire, fakrile Kendimiz mülki kanaatde cihangir eyleriz
MÜSTEZAD
Dün bastı ayak meclise mestane o âfet Ol kânı letâfet Aldırdı bütün aklını erbabı firaset Hiç kalmadı takad
Zülfi gibi itdi beni eyvah perişan Aşüfteü hayran Yârab, bu ne kaşdır, bu ne gözdür, bu ne halet Bu hüsn, bu kamet
Bir kimseye bir nim nigâh eylese ol mah İmdad ide Allah Çeşmanı siyahile ider ömrünü garet Bicürmü cinayet
Benden neden ey gevheri gencinei ismet Kat eyleyüb ülfet Gayrile idersin dün ve bugün akdı meveddet Pakize muhabbet
Ol yâre demem yar ki yar ide rakıbi Har ide habibi Arif olana matlabı tarife ne hacet Yok bende semahat
Sen şemi dil efruzı seraperdei cansın Hoş ruhı revansın İsmet gibi pakizelik âlemde olur mu Tarife gelür mi
Haffaş edemez neyyiri nevare rekabet Ger kopsa kıyamet
FITHAT HANIM (Trabzonlu)
1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Sernığun etdi felek asâyışım peymanesin Çünki dilşad eylemez neşveyle ben mestanesin
Azmi suyi meykede elvermedi çekdim ayağ Başına çalsun heman ol bivefa demhanesin
Ayşü nüşu suhbeti değmez anın hiç bir pula Neylerim zilli serab asâ şu mihman hanesin
Cura nuşi bade'i eltafı olmakdır muhal Bendegân terk etmesün mı meclisi şahanesin
Vadü alâmu gamda kaldım ey sakil dehr Mahrem etdi yâr zira meclise bigânesin
Pertevi camı cemim dâra ile fahr eylesün Badezin yad etmesün Fitnat gibi divanesin
MUHAMMES
Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına
Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına
Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına
Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına
Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına
Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına
Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına
Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kîneni Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni Sine sin yandı sine görmeyelden sineni Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına
HABİBE HANIM
1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Osmanlı'nın en son Hersek veziri olan Rizvanbegoviç Galip Ali Paşa'nın kızı. Hersekli Arif Hikmet'in halası. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin
Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın
O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın
Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın
Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın
HASİBE MAİDE HANIM
1830'da doğdu. Mirliva Bekir Paşa'nın kızı. Evkaf Nazırı Hacı Said Efendi'nin oğlu Zabıta Meclisi Reisi Atıf Bey'le evlendi. 1881'de yaşamını yitirdi. Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergahı Kabristanı'na defnedildi. Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Nazif Efendi'nin müritlerinden. Döneminin saygı gören, terbiyeli hanımlarından. Şiirlerinde imale ve zihaf kusurlarına rastlanmasına rağmen anlam yönüyle güzel bulunur. Bir divançesi olduğu biliniyor. Bir divan dolduracak sayıdaki şiirlerinin ölümünden sonra yakınları tarafından Konya Kütüphanesi'ne gönderildiği söyleniyor.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Eyledim hali dili bimarım ol sultane ars Hasta eyler görse elbet derdimi Lokmane arz
Zülfüanün her tarına bağlandı gönlüm şübhesiz Eyledi zenciri aşka kendini divâne arz
Çok mu olsa şulei rahsarına canım fidâ Şem'ine her şeb eder öz canını pervâne arz
Gösterüb sînemde dağım dilde yarem hâsılı Macerayi aşkı ettim ol şehi hubane arz
Etmesem tâciz eğer bu nâlei cangâhtan Maide her dem ederdim halimi cânâne arz
ŞARKI
Gülşeni şek içre hezar olmadı Nâfile gönlümce bahar olmadı Beklediğim leylü nehar olmadı Talii nasaz bana yâr olmadı
Kendime hemdem edinip fırkati Zevku safâda ederim mihneti Her ne kadar ettim ise gayreti Talii nasaz bana yâr olmadı
Uğraşırım ahı sehergâh ile Bahtı siyahım gibi bedhah ile Ben ya nasıl ağlamayım ah ile Talii nasaz bana yâr olmadı
Dilde elemler var iken şubhu şam Maide'i zar olmaz şadgâm Neylesin avare gönlüm vesselam Talii nasaz bana yâr olmadı
HATİCE İFFET HANIM
Diyarbakır'da doğdu. Doğum tarihi bilinmiyor. 1860'ta yine Diyarbakır'da öldü. Behram Paşa Camii yanındaki kabristana defnedildi. Ahmed Bey'in kızı, Diyarbakır ulema ve şuarasından Azmi Zade Mehmed Efendi'nin eşi. Yine Diyarbakır ulemasından Şaban Kânî Efendi ile şiir ve edebiyat sohbetleri yapar, takdirini kazanırdı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Çünki agehsin gönül sırrı nihan lâzım sana Varlığı mahv eyleyib terki cihan lâzım sana
Sen adem sehralarında bir güzel şehbaz idin Şimdi damı hestiye düştün figân lâzım sana
Damı cisme düşmeden Mevlâyı bulmakdır garez Razı aşkı bâdezin etmek ıyan lâzım sana
Feyzi istidad sende zâhir oldu İffeta Her cihet şimdengeru darülâman lâzım sana
LEYLÂ HANIM (Saz)
1850'de İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Sultan Abdülmecit'in kızı Münire Sultan'ın maiyetinde kaldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Rumca ve Fransızca öğrendi. Medeni Aziz Efendi ve Nikogos Ağa'dan klasik Türk müziği dersleri aldı. Babasının İzmir valiliği yaptığı dönemde Vilayet Mektub-i Muavini Giritli Sırrı Efendi'yle evlendi. Eşinin Pizren, Tuna vilayetlerindeki mektupçuluk görevleri ve Trabzon, Kastamonu valiliği nedeniyle buralarda yaşadı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı.
ESERLERİ: Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GAZEL
Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka
Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka
Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka
Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka
Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka
Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka
Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka
Geçen şimdi bu yerden bâdı ömri bikararımdır Demadem çağlayan eşki duçeşme girye barımdır Değildir lahni bülbül, bu enini kalbi zarımdır Açıl ey göncei ümmid açıl ki son baharımdır
Açıl da çeşmi cana bari bir rengi vefa göster Sen îsal it meşamı kalbe bir buyı safaperver Bu gün güldür beni yoksa sabahı haşrı kim bekler Açıl ey goncei ümmid açıl ki son baharımdır
NİGÂR HANIM
1856'da İstanbul'da doğdu. Macar Osman Paşa'nın kızı. Kadıköy Fransız Mektebi'ndeki öğreniminden sonra özel hocalardan edebiyat, Arapça, Farsça ve musiki dersleri aldı. Çok iyi piyano çaldığı ve sekiz lisanda konuştuğu biliniyor. Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem etkisinde şiir ve düzyazılar yazdı, çeviriler yaptı. Şiirlerinin bir bölümü "Uryan Kalp" takma adıyla Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu şiirler, umutsuzluk, acı ve keder dolu oluşlarıyla dikkat çeker. Yaşadığı dönemde ilk örnekleri verilen Milli Edebiyat akımına katılmadı. Hece ölçüsüne ve dilde sadeleşmeye karşı çıkan görüşleriyle çağdaşı gelişmelerin uzağında kaldı. Batılı Türk edebiyatının bir kadın kaleminden çıkan ilk şiir kitabı "Efsus"u yazdı. "Elem teraneleri" diye adlandırdığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdi, erkek yazarlar üzerinde de önemli etki yaptı. Tanzimat ve Servet-i Fünun arasında bir "ara nesil" şairi sayılır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde kadın-erkek, Batılı-Doğulu konukları ağırlayan bir entelektüeldi. Döneminde kadının sosyal hayattaki yerinin değişmesi gerektiği görüşüne öncülük etti. Giyim-kuşamı, konuşması, davranışlarıyla kendini topluma kabul ettirdi. Hanımlara Mahsus Gazete'nin başyazarı. 2. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Parlak yaşantısı, ilerleyen yıllarda derin bir yalnızlığa dönüşünce umutsuzluğu ve kederi arttı. Hayatını, elemlerini, ümitlerini anlattığı günlükleri yayınlanmadan yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. 1918'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Yazıldığı dönemde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da var.
ESERLERİ:
ŞİİR: Efsus 1 (1886) Efsus 2 (1890) Nîrân (1896) Aks-i Sada (1900) Safahat-ı Kalb (1901) Elhan-ı Vatan (1916, bir bölümü düz yazı)
OYUN: Tesir-i Aşk (ölümünden sonra, 1978)
ANI: Hayatımın Hikayesi (1959) -------------------------------------------------------------------------------- ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
BİR DAHA SÖYLE
Yegane sevdiğin âlemde ben miyim simdi? Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın? Bütün o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi Benim mi şahsıma mahsur? Bir daha söyle. O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gâmın Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle. Tahassüsatını, efkarını bütün söyle. Getir şu kalbime dök varsa sevdiğim, elemin Eden nedir seni rencud Bir daha söyle.
MAKBULE LEMAN
1865'te İstanbul Beşiktaş'ta dünyaya geldi. 1898'de Göztepe'de yaşamını yitirdi. Eyüp'te Siyavuş Paşa Türbesi'ne defnedildi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Beşiktaşlı Berberbaşı Zade Sadaret Mektubi Kalemi Müdür Muavini Mehmed Fuad Bey ile evlendi. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
MÜNACAT
Ey lûtfi azîm Zülcelâlim Malûm sana şu gâmlı hâlim Mihnetle ne rütbe bîmecalim Takririne yoktur ihtimalim Malûm sana şu gâmlı hâlim
Mekşuf sana bütün melâlim Ey kâşifi cümlei hafaya Darusi bulunmuyor da asla Etmekde maraz, vücudüm ifna Bir sende ümidi şevki balim
Pek müdhiş olur derim zevalim Etmese zevale derdü illet Fikrimce iki garibi elbet Berbad kılar bu hicrü firkat Bir sahibi mâderü iyalim
Ey Haliki Mutlakı Avalim Esrarın eder ukuli nâçar Raftarü hiram içinde âsar Bir yekli letâfet eyler izhar Emrinle mevasiminde daim
Vaktinde açar bütün çiçekler İhtar kim eyliyor nihani Gûya ki bahar imiş zamanı Meşşatei nuri hüsnü ani Kim etti baharı ya mübeşşer
Baran olarak inen zemine Göklerdeki renk renk sehaib Yerden mi çıkar göke acaib Ya kimdir olan o hake sahib Mensub İlâhî âlemine
Tarikiî leyl içinde tâban Bak kevkebü mahi ruhperver Derler şu sebeple lem'a küster Hurşid imiş eden münevver Hurşide kim etti nuri ihsan
Sensin veren intizamü darat İnşad buyurdun cihane Ey sahib olan cismü câne Mâruz ise can imtihane Şâyan değil midir mükâfat
Etmekde celâletin Efendim Emvatı beka içinde ihya Bir şey mi bana cihanda hâşâ Bir taze hayatı sıhhat ita Bir haste zaifi müstemendim
ANNE
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr... Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar. Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl Sîmasında alacakaranlık endişesi... Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl; Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...
Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser. Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.
Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur... Amansız hislerin öldüren pençelerinde Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları... Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler. Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur El açar Yaratan'a balalarını diler...
Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin.. O, yeryüzünde en ululardan uludur Sînesi meleklerin sînesi kadar engin..
Zambaklar gibi sihirli çehrende Varlığımı kucaklayan bir ışık; Duydum o duyulmazları sînende Sen bir rüyâsın benim için artık...
Nûru öteden pırıl pırıl sîman Ukbâ derinlikleriyle büyülü... Tülleniyor hülyâlarımda her an, Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...
Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın.. Duâyla gerilmiş bütün gönüller Berzah yamaçlarında bestekârın.
KADINLIK
Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet Kadınlardan gelir efkra vüs’at; Nezaketler içinde bir metnet Nümayandır kadınlarda hakikat. İki hemşiredir “iffet” ile “zen” Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk Cihanda hep bu ehss-ı ltife Emanettir bu mahlk-ı zayıfa. Ederse ilm ile eş’ara rağbet Kadınlarca olur bir başka znet Diryetten alır nr-ı melhat Yürür bir intizm üzre maşet Verir hüsn-i idre hüsne kıymet Biçilmiş camedir nisvna tahsil Fakat yazmak gerek ahlka dir Kalem tutmaklığa kim olsa kdir.
Ne rütbe farzedersek biz revadır Ki en lzım olan bizde haydır Buna bürhn ise yüzde riddır Tesettürle selamet revişandır. Meleklerden uçan nur-ı likdır Bize yüz aklığından bir nişandır O yaşmaklar ki veche nü şandır.
mezar taşının kitabesi
ALLAH
Razıyım ben zâtı Peygamber dahi hoşnuddır Sayemendi rahmet olsun makberi Makbulemin Cevheri eşkimle yazdım zevcemin tarihini Bağı Firdevsi berin olsun yeri Makbulemin
16 Cumadelâhire 1316
İHSAN RAİF HANIM
1877'de Beyrut'ta dünyaya geldi. Vezir Köse Raif Paşa'nın büyük kızı. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezdi, insan tanıdı. Özel olarak müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri aldı. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu. Ali Bey, Şehabüddin Süleyman Bey, Mühtedi Hüsrev bey'le evlendi. Döneminin şairlerinden Rıza Tevfik'in etkisiyle halk şiri tarzında hece vezniyle şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizden. Sade bir dili, yalın bir anlatımı var. Bu şiirler, kadınsı, aşk dolu ve yoğun duygu içerikli. Şiirlerinden bazılarını kendisi, çoğunu da diğer sanatçılar besteledi. İhsan Raif Hanım'ın şiirlerinden bestelenmiş şarkılar günümüzde de dinleniyor. 1926'da Paris'te yaşamını yitirdi. Rumelihisarı Kabristanı'na defnedildi. "Göz Yaşları" adında bir şiir dergisi çıkardı.
ESERLERİ:
ŞİİR: Göz Yaşları (1914) Kadın ve Vatan (1914)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
AĞLARIM
Neden gülmesin gül gibi yüzler Niçin ağlasın o güzel gözler Niye sevgiye sevimsiz sözler Söylenir diye şaşar ağlarım
Şu gördüğünüz rengarenk çiçek Sevdalı bülbül, arı, kelebek Yek diğerini bırakıp gidecek Vefasızlığa bakar ağlarım
Solmasın dersin sümbülüm, gülüm Yâri elinden alacak ölüm Bütün dünyayı inletse ünüm Çaresizlikten coşar ağlarım
Neşe gizlenir, çöker bir melâl Her vücud, her şey mahkum-ı zeval Son nefese kadar tükenmez cidal Tükenmez derdim sayar ağlarım
HİCRAN
Ağaçlar devrilmiş çiçekler solmuş Âşıklar meclisi selhâne olmuş Billûr peymâneler kanlarla dolmuş Ses sedâ kesilmiş meyhanelerde
Bülbül yuvasına baykuşlar konmuş Lâleler üstünde kızıl kanlar donmuş Kimler kan ağlamış, kim gülmüş, önmuş Şu harab edilen boş lânelerde
Atılmış bir yana ney, keman, rübab Ezilmiş kalemler, yırtılmış kitab Kırılmış kanunlar, dökülmüş şarab Ecel şerbeti mey peymânelerde
Çiğnenmiş duvaklar, elmaslı taclar Yolunmuş o güzel nâzenin saçlar Sürünür yerlerde kanlı kırbaçlar O bezmi zevk olan kâşanelerde
Bitmiş o evvelki saltanat, darat Parçalanmış heyhat mızrabî hayat Uğuldar her yanda bir seyli memat Heyyula geziyor virânelerde
GEL GİDELİM
Gün kavuştu, su karardı, beni üzme güzelim Boynun bükük düşünme gel, ver elini gidelim Kara, gümrah kirpiklerini kaldır, gözün göreyim Ver elini, bak aşkına işte şahit yüreğim
Benim için her bir sözün kıymetlidir inciden Gözyaşların akıtma gel, odur gönlüm inciten Çiçeklerden taç öreyim, küçük güzel başına Tel takılmaz altın gibi parıldayan saçına
Yaseminle hanımeli olur gelin askısı O kabarmış sineciğin başım olur baskısı Rüzgar okşar başımızı, güller bizi mest eder Bülbül şakır, su şarıldar, neş'e gelir, gam gider
Bulutların arasından ışık verir ay bize Yemin edip aşkımıza bakışırız göz göze Ormanlıkta gönlümüzü birbirine bağlarız Saadetin kemaline doya doya ağlarız Aşk kafidir, ver elini düşünme gel gidelim
HIRÇIN
Bir cananım var gaayet hiyanet Yaramaz hırçın, etmez inayet Kendi kendinden eder şikayet Bekleyedursun gönül vefayı
Sevmek isterim yanımdan kaçar Uzak durursam ateşler saçar Sitem sözlerle dilde dert açar Fakat artırdı gönül sevdayı
Eziyet etmek en büyük zevki Muazzeb görmek neş'esi, zevki Şeytanlıkta hiç bulunmaz fevki Meşke başladı gönül cefayı
Sevdirebilmek hayli emektir Gücendim git, der, gel sev demektir Merakı üzüp lütf eylemektir Onsuz bulamaz gönül sefayı
GÖZYAŞLARI
Firari bahardan, aşık hazandan Cu-yi dile ma'kes nay-i hicrandan Nağme-yi sevdadan, bu-yi figandan Serpildi melalin elmas taşları
Ey, genç kanı gibi kaynayan pınar Ey, altına yatıp kaldığım çınar Söyledikçe hâlâ yüreğim oynar Gölgende okudum kitab-ı aşkı
Ey, kumrulu bahçem, sümbüllü bağım Ey, bülbüllü derem, mineli dağım Sizinle geçti en güzel çağım Orada dinledim rubab-ı aşkı
Muhabbet bağında kendimden geçtim Ateşler içinde bir lale seçtim Yandı yüreciğim, kanarak içtim Kızıl dudağından serab-ı aşkı
BU SEVDADAN GEÇERSİN
Niçin beni yan bakışla süzersin Sözlerime neden dudak bükersin Bugün sever, yarın belki üzersin Gel üzülme, bu sevdadan geçersin
Sevsen de hoş, sevmesen de sen beni Ben vahşiyim, hiç sevdirtmem kendimi Bu halimle incitirim ben seni İncinmeden bu sevdadan geçersin
Bülbül gibi âşık olma her güle Vefasızdır, gül inanmaz bülbüle Çünkü şakır lalelere, sümbüle Sümbül gibi âşkın solar geçersin
ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR
1896'da İstanbul'da doğdu. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı. Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır.
ESERLERİ:
ŞİİR: Yıldızlar ve Gölgeler (aruz'la yazılmış şiirler 1919) Hazan Rüzgarları (1927) Gayya (1930) Yakut Kayalar (1931) Su (1933) Sıla Yolları (1935) Sabah Kuşları (1943) Yerden Göğe (1960) Şükufe Nihal / Şiirler (1975, ölümünden sonra toplu şiirler)
ROMAN: Renksiz Istırap (1928) Yakut Kayalar (1931) Çöl Güneşi (1933) Yalnız Dönüyorum (1938) Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946) Çölde Sabah Oluyor (1951)
ÖYKÜ: Tevekkülün Cezası (1928)
GEZİ NOTLARI: Finlandiya (1935)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
DUYMAYAN KADINA
Topla eteklerini yerlere sürünmesin Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Süzülerek çıkarken bir barın kapısından Haberin yok yurdumun eleminden, yasından Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Yerlere pırıltılar aksederken dizinden Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere Yükselen gururunla indir başını yere Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
SEVGİLİ KAMERE
Sana dikkatle baktığım o gece Sarışın bir likayı hicrandın Süzülürken semâların ince Tüllerinden elemli bir yadın
Kaldı kalbimde sanki sen nakâm Bir kadından şifası pek mevhum Ruhı sâfında titreyen âlâm Anlaşılmaz müebbeden mektum
Seneler geçti, ben de bir gün âh Sarışın ay, senin gibi soldum İlkbaharımda bak harab oldum
İki hemşire hazanız biz Her gece birleşirse derdlerimiz Gömülür mü melâli ömri siyah
SU
Kalbinden kalbime akan bir sesdi Akşam gölgesinde çağlayan o su Sesini en tatlı yerinde kesdi Bizi sonsuzluğa bağlayan o su
O su, bir sır gibi mırıldanırdı Göğsünde bir sarı ay yıkanırdı Bizi Leylâ ile Mecnun sanırdı Gamlı yolumuzda ağlayan o su
Sessiz ruhumuzu o bestelerdi Bize "Unutalım dünyayı" derdi Bir aldı sonunda verdi bin derdi Bizi bizden fazla anlayan o su
Şimdi ne akşam var, ne ses, ne dere Yolumuz ayrıldı başka ellere Benzetti bizi bir kırık mermere Ruha zehir gibi damlayan o su
Kalbinden kalbime akan bir sesdi Akşam gölgesinde çağlayan o su Sesini en tatlı yerinde kesdi Bizi sonsuzluğa bağlayan o su
ÇOBAN NİNE
Bu tarlada doğmuştu, burada büküldü beli; Hiç durmadan uludu bahtının kara yeli; O, yerinde oyuldu bir çınar vakariyle...
Er verdi, evlat verdi tükenmeyen cenklere; Hastalıkla, kıtlıkla kaç torun gömdü yere; Saçı bir örnek oldu dağların kariyle...
Kimi vardır şu yurtta yetmiş yıllık ömrünün? Ardında sürünerek üç koyunluk sürünün Allahıyla baş başa kalmıştır Çoban Nine.
Bir sır gibi derindir karanlık bakışları; Gönlünde birdir ömrün baharları, kışları; Çekmiş ummanlar gibi her derdi sinesine.
HALİDE NUSRET ZORLUTUNA
1901'de İstanbul'da doğdu. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gördü. 1924'te başladığı öğretmenlik görevini İstanbul Kız Lisesi ve yurdun çeşitli yerlerindeki liselerde yıllarca sürdürdü. 1957'de Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulu'nda görevliyken emekliye ayrıldı. 10 Haziran 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı'nın etkisi ve heyacanıyla Milli edebiyat akımına katıldı. Kadın duyarlılığıyla işlediği şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verdi. Milli edebiyat akımı içinde değerlendirilen şiirlerinde geleneksel ölçü ve anlayışa bağımlı kaldı. Şiir öykü ve düzyazıları Milli Mecmua, Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk Kadını giibi dergilerde yayınlandı.
ESERLERİ:
ŞİİR: Geceden Taşan Dertler (1930) Yayla Türküsü (1943) Yurdumun Dört Bucağı (1950) Ellerim Bomboş (1967)
ROMAN: Küller (1921) Sisli Geceler (1922)
ÖYKÜ: Beyaz Selvi (1945) Büyük Anne (1971) Aydınlık Kapı (1974)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GİT BAHAR
Çekil bu gölgeli yolda gezinme... Bahar, bakışların yine pek sarhoş. Yanılıp gönlüme misafir inme: Kapısı kilitli, mihrabı bomboş Mabettir orası, meyhane değil!
Altınlı başında papatya niçin? Sarı saçlarına pembe gül takın! Git bahar, gönlümde ibadet için, Diz çöken kızları ürkütme sakın, Kalbime girme, o kâşâne değil!
Ziyalar, kokular, renkler, çiçekler... Ömrünün her günü bir başka düğün, Bülbüller koynunda aşkı çiçekler Güller dökülürler göğsüne bütün!.. Gerçekten güzelsin, efsane değil!
Gecenin bir saatinde Eşiğine varan bendim Kuşlar yuvada, kurt inde Karanlığı yaran bendim
Sabahları erken erken Yürek hasretle yanarken Firkatin bahçelerinden Vuslat gülü deren bendim
Bendim semada dolanan Bendim oraya ney çalan Parmakların uçlarından Nuru alıp veren bendim
Hayır! Hiçbiri değildim Hepsi benim hayallerim... Dolaşarak iklim iklim Doğru yolu soran bendim
Seni buldum şahım seni Tut elinden üftâdeni Koma karanlıkta beni Mevlana! Aman efendim
HÜRRİYET
Bana bakın güzel kuşlar, özgür kuşlar! Nedir bu telaş, bu gürültü, bu şenlik? İnsanlara nispet olsun diye mi?
Biliyoruz dallar sizin Kervan geçmez yollar sizin Mesafeler, yakın gökler Hep sizin.
Biz, Kara toprağa bağlıyız ayaklarımızla Ne çıkar, omuzda kanat olmasın kuzum, ne çıkar? İçimizde bir şeyler var kanatlı İçimizde gökler... Sizinkinden daha geniş, daha derin. Mesafelere gülüyor hayalimiz.
Güzel kuşlar, aptal kuşlar Böbürlenmeyin bize. İçimizde kanat çırpıyor hürriyetlerin en güzeli, içimizde!