Sözlü Anlatım (Konuşma)/ Yazar: Öğr.Gör. Zakine ÖZTÜRK ÇELİK |
1. Girişİnsanoğlu toplumsal bir varlıktır. Bunun için de birbirleriyle iletişim kurmak zorundadırlar. İletişim kurmasalardı, insanlık tarihinde hiçbir ilerleme görülmez, bugünkü duruma ulaşılamazdı. Bugün bir tuşa basılarak dünyanın öbür ucundaki bilgiye çok kısa bir zamanda ulaşmak işten bile değildir. İnsanlar için bu kadar önemli olan iletişimin gerçekleşebilmesi için alıcı, verici ve iletinin (mesaj) olması gerekir. Verici kişinin bir iletisi olsa bile alıcıya ulaştıramazsa iletişim sağlanamaz. Bunu ulaştırmanın çeşitli yolları vardır. Müzik, dans, resim, duman vb. bunlar birer iletişim aracı olarak kullanılabilir; fakat hiçbiri insana "dil"in sunduğu sınırsız olanakları sağlayamaz. Dil, insanlar arasında iletişimi en kısa ve kolay yoldan gerçekleştirir. Burada sözü edilen dil konuşma organı olan "dil" değil, anlaşma aracı olan "insan dili"dir. Hem yazı hem de konuşma dili "dil" sözcüğü kapsamında ele alınmaktadır. İnsanlar arasında birliği, düzeni, anlaşmayı sağlayan bu aracın doğuşu konusunda çeşitli savlar ileri sürülmektedir. Bu savlar kanıtlanamamakta; fakat mantığa en yakını dilin toplumsal bir varlık olan insanın gereksinimleri sonucu önceleri beden dili, sonra konuşma dili olarak oluştuğudur. İnsanoğlu anlaşmak için ilk önceleri beden dilinden yararlanmış, daha sonra beden diline konuşma dilini katmıştır. Konuşurken beden dilinden olabildiğince yararlanılmaktadır; çünkü beden dili konuşmanın daha etkili olmasını sağlamaktadır. Hiç konuşulmadan yaşanan bir günün olmadığı göz önünde bulundurulursa, konuşmanın yaşamımızda ne kadar çok yer tuttuğu ve önemli olduğu anlaşılır. İşte bu ünitede dil nedir, dilin doğuşu, dil - düşünce etkileşimi, dil - kültür ilişkisi, konuşma nedir, konuşma dili ve özellikleri, konuşma ilkeleri, konuşmacıda bulunması gereken özellikler ve konuşmanın görgü kuralları konuları ele alınacaktır. 2. Dil Nedir?"Dil" çok eski zamanlardan beri merak edilen bir konudur. Bunun için "dil nedir?" sorusunu birçok düşünür kendine sormuştur. Yunan düşünürlerinden Platon da bu soruyu kendine soranlardandır. O, bu soruyu Kratylos (1972, s. 274) adlı yapıtında şöyle yanıtlamaktadır: "Kendi özel düşüncelerini sesin yardımıyla, özne ve yüklemler yardımıyla anlaşılabilir duruma getirmek." Daha sonra bu konuda birçok tanım yapılmıştır. Bunun nedeni dilin basit gibi görünen yapısal görünümünün aslında çok karmaşık ve oluşumunun da birçok alanla ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. Her uzman dili kendi uzmanlık alanına göre tanımlamıştır. Keskin (1993, s.131), çeşitli açılardan yapılan dil tanımlarının sayısının üç yüz ellinin üzerinde olduğunu belirtmektedir. Örneğin Adalı (1982, s. 14) dili "İnsan topluluklarının anlaşma, bildirişme aracı" olarak kısaca tanımlarken, Aksan (1995, s. 55) "Düşünce, duygu ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir." diyerek daha ay-rıntılı tanımlamıştır. Dilin bazı özellikleri vardır: 3. Dilin Doğuşuİnsanın nasıl, ne zaman, hangi dili konuştuğu, ilk önce hangi sözcüğü söylediği hep merak edilmiştir. Bu soruların yanıtlanması çok zordur. Yazılı metinler ancak, yakın bir geçmişin aydınlatılmasına olanak vermektedir. En eski belgeler sayılan Sümerce metinler bile bundan 5500 yıl öncesine ışık tutmaktadır. İlk insanlar ise bundan daha önceki dönemlerde yaşamışlardır. Zaten ilk önce dilin birinci kolu sayılan konuş-manın doğduğu, sonra bunun simgesel göstergesi olan yazının kullanıldığı güçlü bir varsayımdır. Burada belirtilmesi gereken bir konu da dilin doğuşu sorununun insanbilim ve ruhbilim alanındaki araştırmaların sonuçlarından yararlanmakta olduğu, daha çok bu bilim dallarının yardımıyla aydınlatılabileceğidir (Aksan, 1995, s.95). Son zamanlarda dilin doğuşu konusuyla genetikbilim de ilgilenmeye başlamıştır. Bu sorunu DNA'ları inceleyerek yanıtlamaya çalışmaktadır (1998, s. 2). Başkan'ın (1968, s.143) da belirttiği gibi çocuk dili üzerindeki araştırmalar da dilin doğuşunu aydınlatmaya yarayacak ipuçları vermektedir. Bu konu birçok kişi tarafından ele alınıp incelenmiştir. İsa'dan önce 500 yıl önce yaşamış olan Hintli Yaska'nın, Herakleitos'un çağdaşı Demokritos'un, Romalıların Varro ve Donatus adlı ünlü dilcilerinin bu konuda çalışmalar yaptıkları biln-mektedir. Ortaçağda Arap dilcileri tükenmek bilmeyen çalışma ve tartışmalarıyla, XVIII. yüzyıl düşünürleri ileri sürdükleri düşünceleriyle dillerin türeyişi konusunu aydınlatmaya çalışmışlardır (Gencan, 1979, s.12). Dille ilgili ilk sistematik görüşlere ise eski Yunan felsefesinde raslanmaktadır. He-rakleitos (İ.Ö. V.yy), akıl ve sözü evrenin ve insanın bilgisinin temel ilkesi olarak belirlerken metafizik bir görüş geliştirir, dil felsefesinin doğa felsefesinden ayrılma-sında öncü olur. "Dili anlamak demek evreni anlamak demektir", (Zıllıoğlu, 1993, s. 123) diyen Herakleitos evrenin anlaşılmasını dilin anlaşılmasına bağlar. İ.Ö. V. yy.'da Herodot (1973, s. 103) kitabında dilin doğuşu konusunda Mısır hükümdarının yaptığı bir deneyi anlatır: VII. yy.'da Mısır hükümdarı Psammetikos hiçbir şey duymadan büyüyen bir insanın niçin ve hangi dilde konuştuğunu merak etmiştir. Bunu öğrenmek için de bir çobana, rasgele iki tane yeni doğmuş çocuk verir, bunların ağıla konmasını ve büyütülmesini emreder. Çocukların yanında kimse ağzını açıp tek söz söylemeyecek, çocuklar ayrı bir odada kendi başlarına büyüyeceklerdi; çoban, belli saatte keçileri alıp yanlarına götürecek süt içirip iyice doyuracak, sonra kendi işlerine bakacaktı. Yine bir gün çocukların karınlarını doyurmak için odaya giren çoban önünde diz üstü duran iki çocuğun ellerini uzatarak "Bekos!" diye bağırdıklarını görür. Bu durum birkaç gün daha böyle devam edince çoban çocukları hükümdarın huzuruna çırartır. Psammetikos da çocukların "Bekos" dediğini duyar. "Bekos" Phrygia (Frigya ) dilinde "ekmek" demektir. O zaman Psammeti-kos konuşmanın gereksinimden doğduğu ve konuşulan ilk dilin Frigya dili olduğu kanısına varmıştır. Konuşulan ilk dilin Sümerce, Almanca, Fransızca, Türkçe v.b. olduğunu kabul eden görüşler de vardır. Bu gibi denemeler daha sonraki yıllarda da yapılmıştır. O dönemdeki ilkel denemelerin sonuçlarının doğru olmadığını belirten günümüz bilimsel araştırmalarında ise hiçbir söz duymadan büyüyen bir çocuğun konuşamayacağı yönünde veriler elde edilmiştir. 4. Dilin Türeyişiyle İlgili KuramlarDilin doğuşu konusunda birçok kuram ileri sürülmüştür. Dilin doğuşuyla ilgili kuramlar şunlardır: Ünlem Kuramı: Bu kuramı savunanlar olduğu gibi karşı görüşler de üretenler olmuştur. 1769 yılında Alman Herder "Rousseau'nun söylediğini hayvanlar da yapıyor; ama konuşamıyor-lar." diyerek kuramı çürütmeye çalışmıştır. Herder'e göre, dil düşüncenin ürünüdür. Bu ise sadece insana özgüdür. Dil Tanrı vergisi değildir. Diğer yetenekler gibi bir yetenektir. İnsanlar konuşma yeteneğiyle doğar. İnsanın konuşması düşünce-den, hayvanınki ise içgüdüdendir. Herder, dil-düşünce arasında sıkı bir bağın oldu-ğunu vurgulayarak konuşmanın ünlemlerden doğduğunun kabul edilemeyeceğini belirtir. İş Kuramı: Beden Dili Kuramı: Toplumsal Denetim Kuramı: 5. Dil-Düşünce EtkileşimiÜnlü Yunan düşünürü Descartes "Düşünüyorum öyleyse varım" diyerek düşünme-nin bir varoluş göstergesi olduğunu belirtmektedir. Birçok düşünür ve bilim adamı da düşünmeyi insan ve hayvanı birbirinden ayıran en önemli özellik olarak kabul eder. Platon, düşünme ve konuşma (dil) eylemlerinin aynı şey olduğunu kabul eder. Bugüne kadar bu konuda birçok değişik görüş ileri sürülmüştür. Kimileri Platon gibi düşünme ve dili birbirinden ayırmazlar. Hançerlioğlu da (1983, s. 25) bu görüşü paylaşmaktadır: "Dil mi düşünceyi doğurmuştur, düşünce mi dili?", sorusunu yanıtlamak güçtür ve yanıtlanması için daha zamana gerek vardır; fakat bu iki işlevin birbirini etkilediği kesindir. Düşünce dille, dil de düşünceyle vardır. Bu iki kavram birbirini etkilemektedir. Dil olmadan düşünce gelişmediği gibi düşüncenin de dili yarattığı bir gerçektir. Kimi zaman düşünceleri anlatacak sözcük bulunamadığı belirtilir. Bunu kişinin içinde bulunduğu duruma bağlamak daha doğru olur. Fiziksel koşullar, kişinin o andaki beyinsel yorgunluğu, ruhsal durumu, kültür düzeyi bu durumda etkili olur. 6. Dil-Kültür İlişkisiKültür, çok geniş bir kavramdır. İnsanın yaptıklarının kültürü zenginleştirip çoğaltması, kavramın anlamını genişletmiştir. Toplumun yaşayış biçimi, gelenekleri, inançları o toplumun kültürünü oluşturur. "Kuşbakışı bir yaklaşımla, kültür: insanın ortaya koyduğu, içinde insanın varolduğu tüm gerçeklik demektir. Öyleyse "kültür" deyimiyle insan dünyasını taşıyan, yani insan varlığının görüldüğü herşey anlaşılabilir (Uygur, 1996, s. 17)." Dil bir toplumun ortak özelliklerini öğrenmeye yardımcı olur. Bir toplum hakkında öğrenilmek istenenler, o toplumun kullandığı dili öğrenmekle olasıdır; çünkü toplumun ürettikleri diline yansır. Bundan bin yıl sonra bir bilim adamının Türklerle ilgili bir araştırma yapmakla görevlendirildiği varsayılsın. Türkler hakkında hiçbir bilgisi, Türklerle hiçbir ilişkisi olmayan bu araştırıcı herhangi bir yoldan, önce Türk-çeyi iyi öğrenme olanağını bulsa, yalnızca Türkçenin sözvarlığını inceleyerek Türkiye'nin XX. yüzyılda hangi koşullar içinde bulunduğunu, ne gibi değişikliklere sahne olduğunu, Türklerde hangi kavramların önem taşıdığını ve hangi uluslarla ilişki kurduğunu ortaya koyabilir (Aksan, 1995, s. 13). Bir toplumun bir evresiyle ilgili metinler incelenerek o ulusun o evredeki kültürü, toplumsal değişimleri aydınlatılabilir. Dede Korkut Masalları buna en güzel örnektir. Türklerin İslamiyeti kabul etmeden önceki yaşayışıyla, kabul ettikten sonraki toplumsal değişimini bu sözlü ürünlerde görmek olasıdır. İlk yazılı metin olarak bugüne kadar gelmiş Köktürk Kitabelerinde de VIII. yüzyıldaki Türk kültürünü öğrenmek olasıdır. Finlilerin Kalevala Destanı, Hintlilerin Ramaya Destanı, İranlı-ların Şehname, Yunanlıların İlyada ve Odysseia destanları da o ulusların o dönemdeki kültürlerini yansıtmaktadır. Türklerin göçebe yaşadıkları dönemde kullandıkları dilde tarımla ilgili sözcük yok denecek kadar azken yerleşik bir yaşama geçtiklerinde dillerinde tarımla ilgili sözcükler daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Sanayileşmiş toplumların dilinde de göçebe yaşam için gerekli olan sözcüklerin bulunmaması kadar doğal bir durumdur bu; çünkü her toplum yaşam koşullarına uygun sözcükler üretir ve kullanır. Kimi zaman dilin en küçük birliği sayılan bir tek sözcük bile o ulusun kültürü üzerine düşünce oluşturulmasına yardımcı olabilir. Dille kültür arasında sıkı bir bağ vardır. Dil, kültürü hem kurar hem geliştirir. Bunun yanı s ıra dil, kültürün bir öğesidir; ama önemi bakımından hiçbir kültür öğesiyle karşılaştırılamaz. Dil, kültür kilimininin dokunduğu ipliktir; tohumun içindeki sudur; dil kültürün yansıdığı bir aynadır. Dil kültürün nesilden nesile aktarımına yardımcı olur. Bir evrede yapılanlar bir sonraki evreye dilin yardımıyla ulaştırılabilir, tekrar tekrar aynı şeylerin bulunması için çaba harcanmaz. Dilin bu özelliği kültürün genişleyip zenginleşmesini sağlar. 7. Konuşma Nedir?Dilin doğuşu ile ilgili kuramlara dikkat edilirse, bütün kuramlar dilin konuşma dili olarak ortaya çıktığını kabul etmektedir. Konuşma ise ciğerlerdeki havanın dışarı çıkarken çıkarttığı ses veya sesler değildir. Konuşmanın temeli sayılan sesin belirli kurallar doğrultusunda birarada söylenmesi gereklidir. Bu seslerin kurallı bir biçimde birarada söylenmesi de konuşmayı oluşturmaz. Konuşmanın tanımı şöyle yapılabilir: Beyinde oluşan bir iletinin konuşma örgenlerinden yararlanılarak dinleyen kişiye ses titreşimleriyle iletilmesidir. Görüldüğü gibi konuşmanın farklı özellikleri vardır. Bu özellikler: zihinsel, fizyolojik ve fizikseldir. Zihinsel özellik konuşmanın beyinde oluşturulması, fizyolojik özellik beyinde oluşan bu durumun sese dönüştürülmesi için konuşma örgenlerinin hazırlanması, fiziksel özellik ise sesin duyulabilir olmasını sağlayan ses titreşimleridir. Tanımda dikkat edilmesi gereken bir nokta da konuşmayı dinleyecek bir dinleyici-ninin olması gerektiğidir. Konuşma iletişimdir. İletişim için bir ileti gerekir. İletişimin sağlanması bu iletinin gönderilmesi demektir. Bunun için de konuşma alıcı ve verici arasında gerçekleşir. Alıcı dinleyen, verici ise konuşandır. Konuşma etken, dinlemek ise edilgen bir eylemdir. İletişimde etken durumdaki konuşmanın oluşması bir sürecin sonunda gerçekleşir. Bu süreci Taşer (1992 s. 49) şöyle bir şema ile göstermiştir:
8. Konuşma Dilinin ÖzellikleriDilin iki yönü vardır: konuşma dili, yazı dili. Yazı dili, konuşma dilinin sembolleştirilmesidir. Bu iki dil arasında doğaldır ki bazı farklılıklar vardır. Konuşma dilinin özelliklerini ortaya koyarken bu farklılıklardan yararlanılacaktır. Bu, konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Saussure yazının varlık nedeninin dili (konuşma dili) göstermek olduğunu söyler. Yazı dilinde harfler, noktalama işaretleri ve yazım kuralları bulunurken, konuşma dilinde ses temeldir. Süre, vurgu, ton, kavşak ve durak, ezgi, sesin perdesi, tınısı, şiddeti konuşma dilinin özellikleridir. Bu özellikler dilden dile farkılıklar göstermektedir. Örneğin İngilizcenin vurgusu ile Türkçenin vurgusu farklıdır. Burada Türkçenin konuşma dilinin özelliklerine değinmekte yarar vardır. Türkçenin söyleyiş özellikleri şöyle sıralanabilir: 9. Güzel ve Etkili Konuşma İlkeleriKonuşma önemli bir iletişim aracıysa konuşma ilkelerinin bilinmesi gerekir. Sokrates "Konuş, kim olduğunu söyleyeyim" der. Kişiliği ele veren konuşmanın ilkelerinin bilinmesi konuşurken daha dikkatli olunmasına, dinleyicinin dikkatini toplamaya, konuşmanın etkili olmasına yardımcı olur. Güzel ve etkili bir konuşmanın ilkeleri şunlardır: 10. İyi Bir Konuşmacının ÖzellikleriKonuşma doğuştan başlayarak oluşan bir yetidir. Bu durum, işitme engelliler dışında, herkeste doğuştan vardır. Dil becerileri ise doğduktan sonra edinilen bir olgudur. Bu olgu aynı zamanda konuşmanın da temelini oluşturur. Konuşma becerileri uygulama yoluyla kazanılır. Değişik eğitim ortamları bu uygulamaya olanak sağlar. Konuşma duygu, düşünce ve dileklerimizi görsel ve işitsel ögeler aracılığıyla karşımızdakine iletmektir. İyi bir konuşmacı Türkçe konuşma bilgisinin yanı sıra, konuşmanın temel ögelerinden ses bilgisini de öğrenmelidir. Ses, yanlızca biyolojik bir işlev değil, insanlar arasındaki iletişimi sağlayan konuşma eyleminde en önemli araçlardan biridir. Türkiye'de ses sağlığının önemi yeterince anlaşılamadığından ses bozukluklarının ayırdına varılamamaktadır. Özellikle konuşmaya dayalı mesleklerdeki kişilerde ses bozuklukları ve bu bozuklukların oluşturduğu rahatsızlıklar daha da belirgindir. Sesle ilgili sorunların neden ve çözümleri foniatri bilgisini gerektirir. Bu konuya burada değinilmeyecektir. Burada iyi bir konuşmacıda bulunması gereken özellikler belirtilecektir. Haldun Taner (1985), Oyma Akıl, Koyma Akıl adlı kitabında eğitimli bir insanın konuşurken daha dikkatlı olması ve kültür diliyle konuşması gerektiğini belirterek şunları söyler: "Fransa'nın başına geçtikten sonra aktör Talma'dan hal, tavır ve ayrıca diksiyon dersi alan Napolyon gibi hiç değilse büyük mevkilere geçenlerin yine de dillerine biraz özen göstermeleri uygun olur. "Örnek Türkçe saptanmış olan, gerçekten de Türkçenin en güzeli olan İstanbul Türkçesini dinlemek fırsatı artık gitgide azalıyor. Ne vaiz, ne üniversite, ne de politika kürsüsünden bile bu Türkçeyi duyamaz olduk. Spikerlerimizin çoğu her gün Türkçe yanlışları yapıyorlar. "Bir köylü kardeşimizin gardroba gardolap, otobüse otübüs, elektriğe alantrik, asansöre, asansor demesini sevimli bulup geçelim. Ama bir gazetenin birinci sayfasına "Bergama mabedinin aynısı yurdumuza inşa ediliyor" diye manşet atmasının özrü var mıdır? Aynı, benzer; aynı benzeri olduğuna göre, aynısı ev sahibisi gibi komik bileşim olmuyor mu? " İyi bir konuşmacıda bulunması gereken özellikler şöyle sıralanabilir: 11. Konuşurken Dikkat Edilmesi Gereken Görgü Kuralları . Ağızda bir şey varken konuşulmamalıdır, ÖzetKonuşma en önemli ve en eski iletişim aracıdır. Konuşma beyinde oluşan bir iletinin konuşma örgenlerinden yararlanılarak dinleyen kişiye ses titreşimleriyle iletilmesidir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini en rahat olarak konuşma yardımıyla anlatabilirler. Konuşmanın ne zaman ve nasıl doğduğu çok eski zamanlardan beri insanların ilgilendiği bir konu olmuştur; çünkü dil-düşünce bağlantısı bilinmektedir. Dilin doğuşuyla ilgili sorular yanıtlanabilirse düşünce tarihine de belki ışık tutulmuş olunacaktır. Düşünce dili ürettiği gibi dil de düşünceyi üretmektedir. Konuşmanın doğuşu konusunda birçok kuram ileri sü-rülmüştür. Başlıcaları şunlardır: yansıtma kuramı, ünlem kuramı, iş kuramı, beden dili kuramı, toplumsal denetim kuramı. Konuşma dili yazı dilinden farklı olarak bazı özellikler taşır. Yazı dilinde harfler, noktalama işaretleri ve yazım kuralları bulunurken, konuşma dilinde ses temeldir. Süre, vurgu, ton, kavşak ve durak, ezgi, sesin perdesi, tınısı, şiddeti konuşma dilinin özellikleridir. Bu özellikler dilden dile farkılıklar göstermektedir. Konuşmayı etkili kılmak için konuşmacının da bazı özellikleri olmalıdır. Konuşmacı görgü kurallarını bilerek konuşmalıdır. Yazar: Öğr.Gör. Zakine ÖZTÜRK ÇELİK Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar Ergenç, İclal. Konuşma Dili ve Türkçenin Söyleyiş Sözlüğü, Simurg Kitapçılık, Ankara, 1995. |


