ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN KURULUŞUNDA YAZI DİLİ - AĞIZ İLİŞKİSİ*

Prof. Dr. Leylâ Karahan*
* 2000 yılında Çeşme’de yapılan Türk Dili Kurultayında sunulmuştur.
* Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Dil bilimi araştırmaları, yazı dillerinin teşekkül şartları ve tarzlarının az çok
birbirine benzediğini göstermektedir (Saussure 1978:63-64). Buna göre yazı
dillerinin teşekkül ettiği coğrafya daima siyaset ve kültür merkezleri olmuştur.
Meselâ Köktürklerin yazı dili Ötüken merkezli idi. Çünkü kağan burada
oturuyordu. Uygur yazı dili, siyasî otoritenin, dinî muhitlerin ve kültürel
faaliyetlerin merkezi olan Hoço ve çevresinde gelişti. Karahanlı Türkçesi, Kaşgar
ve Balasagun’un, Çağatay Türkçesi de Herat ve çevresinin dinî, kültürel ve siyasî
şartları içinde bir kimlik kazandı. Bugünkü yazı dilimizin, Türkiye Türkçesi yazı
dilinin şekillendiği coğrafya ise, altı yüz yıl siyaset ve kültür faaliyetlerinin
merkezi olan, bugün de bir kültür başkenti olma niteliğini devam ettiren İstanbul
idi.
Dil bilimi araştırmalarına göre, her yazı dili, bir ağız temeline dayanır; yani
başlangıçta o lehçenin bir ağzı durumundadır. Diğer ağızlardan farklı tarafı, kültür
ve siyaset merkezlerinde yaşayanlar tarafından kullanıldığı için statü kazanmış
olması ya da herhangi bir sebeple imtiyazlı bir konumda bulunmasıdır. İstanbul
ağzı veya İstanbul ağızlarından biri, İstanbul gibi önemli bir kültür merkezinde
konuşulduğu için statü kazanmış ve Türkiye Türkçesi yazı dilinin esasını teşkil
etmiştir. İmtiyazlı ağzı, genellikle kültürel şartlar belirlerken, bazen masa başı
kararları da bunda belirleyici olabilmektedir. Özbekistan’da 1923’te Farsça
etkisindeki şehir ağızlarının, 1929’da Türkistan havalisinde konuşulan KıpçakÖzbek
ağzının, 1934’te de Farsça etkisindeki Taşkent ağzının yazı diline esas
alınması, bunun en çarpıcı örneklerindendir (Cirtautas, 1976: 81-82).
Bir yazı dilinin hangi ağız, hatta hangi lehçe temelinde geliştiğini tespit
etmek için öncelikle dil verilerine ihtiyaç vardır. Dil verileriyle ulaşılan sonuç
siyaset, kültür ve yerleşme tarihinin sunduğu belge ve bilgilerle desteklendiği
takdirde inandırıcı olabilmektedir. Türkolojide de “yazı dili-ağız / lehçe ilişkisi”
konusu ihmal edilmemiş, imkânlar ölçüsünde tarihî Türk yazı dillerindeki farklı
lehçe ve ağız izlerini tespite yönelik araştırmalar yapılmıştır. Malov’un Yenisey
ve Orhun Yazıtlarındaki lehçe ayrılıkları, Gabain’in, Korkmaz’ın Eski Türkçedeki
Oğuzca özelliklerle ilgili dikkatlerini burada zikredebiliriz (Korkmaz, 1995: 205-
206).

Bu bildiride de, Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşunda yazı dili-ağız ilişkisi
ele alınacaktır.

Eski Anadolu Türkçesi, Türk dilinin nasıl ve ne zaman teşekkül ettiği hâlâ
tartışmalı olan dönemlerinden biridir. Bazı araştırıcılara göre Anadolu’ya gelen
Oğuzların 13. yüzyıldan önce yazı dilleri yoktur ve onlar 11. ve 12. yüzyıllarda
Türkçeyi sadece sözlü edebî geleneklerinde devam ettirmişlerdir. Yazı dilleri
Arapça ve Farsçadır. Şartların olgunlaşmasıyla 13. yüzyıldan itibaren Oğuzcaya
dayalı yeni bir yazı dili meydana gelmiş ve bu dille eserler yazılmaya
başlanmıştır. Bazı araştırıcılar ise telif tarihleri ve yerleri bilinmeyen ve “karışık
dilli” tabir edilen birtakım eserlerden hareketle, Oğuzların 12. yüzyıl ortalarına
kadar Karahanlı yazı diline bağlı, ancak kendi lehçe özelliklerinin ağır bastığı bir
yazı dillerinin olduğu ve 13. yüzyıldan itibaren bu yazı dilinin tamamen
Oğuzcalaştığı görüşündedir (Korkmaz, 1995: 268-273).
Eski Anadolu Türkçesinin -nerede ve ne zaman teşekkül ederse etsin- bir
imtiyazlı ağız temelinde kurulduğu ve başka ağız, lehçe ve dillerin etkisiyle
geliştiği muhakkaktır. Doğu Türkçesi ile Arapça ve Farsça, Eski Anadolu
Türkçesini etkilemiştir. Bazı araştırıcıların Eski Anadolu Türkçesini “diyalektler
ötesi” kabul etmesi bundan kaynaklanmaktadır (Napolnova, 1989: 334).
“Diyalektler ötesi” kabulü, yazı diline kaynaklık eden çekirdek ağız gerçeğini
değiştirmez. Bu ağız, Anadolu’nun bugün hangi yöresi veya yörelerinde
kullanılan ağızlara benzemektedir? Böyle bir benzerliğin tespiti, tarihî belge ve
bilgilerle desteklenmek kaydıyla ya o yöre veya yörelerin kültür merkezi olarak
12.-13. yüzyıl Anadolu’su için önemini ortaya koyabilir, ya da o yöre veya
yörelerde yaşayan Oğuz boyunun Anadolu’da veya Anadolu dışında yazı dilinin
kuruluşunda oynadığı rol hakkında ipuçları verebilir.
Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşunda yazı dili-ağız ilişkisi hakkında
değerlendirme yapmak son derece zordur. Araştırmada kullanılabilecek en eski
yazı dili malzemesi 13. yüzyıla aittir. 12. yüzyıla ait bir eser şimdilik bilinmiyor.
Dil özellikleri bakımından eski olabileceği zannedilen bazı eserler hakkında ise
telif tarihleri belli olmadığı için tam bir hüküm verilemiyor. 13. yüzyıla ait yazılı
malzeme olmasına karşılık, aynı yüzyıla ait ağız malzemesi yoktur. Bizde
ağızların tespiti çalışmaları -Kâşgarlı’yı saymazsak- 19. yüzyılın ikinci yarısında
başlamıştır. Dolayısıyla burada eş zamanlı bir karşılaştırma yapmak mümkün
değildir. Verilecek hükümler, yapılacak tahminler ancak son 150 yılda yazıya
geçirilmiş ağızlara dayanabilir. Değerlendirmede kullanılacak ağız malzemesinin
telâffuzu yansıtmasına karşılık, 13. yüzyıla ait yazılı malzemenin telâffuzu ne
ölçüde yansıttığı konusunda şüpheler vardır. Arap alfabesinin bazı sesleri
karşılamada yetersiz kaldığı bilinmektedir. ç sesinin cim veya çim, p sesinin be
veya pe ile gösterilmesi, g ve ğ’nin kef ve gayın ile gösterilmesi, Uygur imlâsının
etkisi, gerçek fonetik değerlerin tespitinde tereddütlere sebep olmaktadır. Yine de
yazı dillerinin kuruluş dönemlerinde, daha önceki yazı dillerinden alınan bazı
geleneksel imlâ özellikleri dışında imlânın gerçek fonetik değerleri yansıtması
ihtimali daha mantıklıdır. Hiç olmazsa bir iki yüzyıl bu yakınlığın sürmesi
beklenebilir. İmlâ, zamanla gelenekselleşir ve gerçek fonetik değerler bu imlâ
içinde kaybolur. Nitekim, 15. ve 17. yüzyıla ait Lâtin, Kiril, Yunan alfabeleriyle
yazılmış metinlerle Evliya Çelebi Seyahatnamesi üzerine yapılan fonolojik
araştırmalarda, Osmanlı imlâsının zaman içinde nasıl kalıplaştığı ortaya
konulmuştur (Duman: 1995, Develi: 1995, Brendemoen: 1977-1979). Yazı dili
malzemesinin bir başka problemi de ses değişmelerinde görülen düzensizlikler, iki
hatta üç şekilli eklerdir. Bu da Eski Anadolu Türkçesinin henüz
standartlaşmadığını göstermektedir. Bu şartlar, “Eski Anadolu Türkçesinin
kuruluşunda yazı dili-ağız ilişkisi” konusunda verilecek hükümlerde ihtiyatlı
olmayı gerektirmektedir.
Biz de ihtiyatı elden bırakmadan ilk Eski Anadolu Türkçesi eserlerindeki
imlânın büyük ölçüde gerçek fonetik değerleri yansıttığı varsayımından hareketle,
bu eserlerdeki bazı ses özelliklerini Anadolu ağızlarıyla karşılaştırarak, “Eski
Anadolu Türkçesi, Anadolu’nun hangi yöresinde veya yörelerinde kullanılan
ağızların özelliklerine yakındır?” sorusunun cevabını arayabiliriz. Karşılaştırmada
kullanacağımız fonetik ölçütler bugün Anadolu ağızları için de ayırıcı nitelik
taşımaktadır.
Anadolu’nun bugünkü ağız haritası ile Oğuzların Anadolu’da yerleşme
düzenleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Tarihî kaynaklar Anadolu’ya 24 Oğuz
boyundan 23’ünün geldiğini kaydeder (Sümer, 1980; 211). Anadolu’daki
yerleşme düzeninde boy – oba – oymak (aşiret) yapılanması etkili olmuştur. Her
boy, hatta her oba ve oymak bir ağız demektir. Bugünkü ağızların coğrafî
dağılımının, zaman içinde meydana gelen karışma ve kaynaşmalara rağmen genel
çizgileriyle, Oğuzların Anadolu’daki yerleşme düzenini yansıttığı söylenebilir.
Gerek Eski Anadolu Türkçesi, gerekse Anadolu ağızları, Oğuzcanın
karakteristik özelliklerini taşır. Meselâ Kâşgarlı’nın Oğuzca için zikrettiği t>d,
d>y değişmeleri, kelime başında b>m değişmesinde b’lerin korunması, g düşmesi
gibi özellikler, Eski Anadolu Türkçesinde ve Anadolu ağızlarında ortaktır. Eski
Anadolu Türkçesinde, meselâ görülen geçmiş zaman ve bazı hâl eklerindeki d’li
şekiller, sadece ağızlarda değil imlâya rağmen bugün aydın konuşmasında bile
yaşamaktadır. Eski Anadolu Türkçesinde kelime başında k>g değişmesinin
varlığı, bazı eserlerde kullanılan özel işaretle (üç noktalı kef, çift keşideli kef)
anlaşılıyor. Eski Anadolu Türkçesi, bu bakımdan da Anadolu ağızlarıyla birleşir.
Bütün bu özelliklerin, Oğuzcayı karakterize ettiği için Eski Anadolu Türkçesi ve
Anadolu ağızlarında ortak olması tabiîdir.
Eski Anadolu Türkçesinin, ağızların ancak bir kısmı ile ortak olan
özellikleri nelerdir? Bunlar, hangi ağızlarda yaşamaktadır? Bu özellikleri iki
grupta toplamak istiyorum. Birinci gruptakiler Eski Anadolu Türkçesine özgü,
önceki yazı dillerinde bulunmayan özelliklerdir. İkinci grup özellikler ise Eski
Anadolu Türkçesi ve önceki yazı dillerinde ortaktır.
Birinci Grup Özellikler:
1. Eski Anadolu Türkçesini önceki dönem yazı dillerinden farklı kılan
karakteristik özelliklerinden biri ünlü yuvarlaklaşmasıdır. Eski Türkçede dudak
uyumuna tabi olduğu imlâdan anlaşılan bazı ek ünlüleri, yine imlâdan anlaşıldığı
üzere Eski Anadolu Türkçesinde yuvarlaklaşarak dudak uyumunu bozmuştur.
Eski Türkçedeki dudak uyumuna karşı, Eski Anadolu Türkçesindeki bu
uyumsuzluğu, bazı araştırıcılar fonetik kurallar ve analojilerle gerçekleşen bir
“gerileme” kabul ederler (Brendemoen, 1977-79; 224). Lâtin, Kiril, Yunan harfli
metinlerden Türkçede 17. yüzyılda dudak uyumu yönünde bir gelişme olduğu
anlaşılmaktadır. Hatta Brendemoen tarafından incelenen 15. yüzyıla ait iki
metinden birinde Eski Anadolu Türkçesi özellikleri korunurken, diğerinde
yuvarlak ünlülerin uyuma sokulduğu görülmektedir. Brendemoen bu durumu ağız
değişikliği olarak yorumlamıştır (Brendemoen, 1977-1979: 228, 233). Arap harfli
metinlerden dudak uyumunun ne zaman gerçekleştiği anlaşılmasa da, araştırmalar
bu uyumun 15. yüzyıldan sonra yavaş yavaş geliştiğini gösteriyor. Buna göre ünlü
yuvarlaklaşması, 13. yüzyıldan itibaren en az üç yüz yıl Anadolu yazı dilinin
temel özelliklerinden sayılabilir. Ünlü yuvarlaklaşması, Eski Anadolu Türkçesini
Eski Türkçeden farklı kılan önemli bir ses özelliğidir. Teklik ve çokluk 1. şahıs
iyelik eklerindeki ek ve bağlantı ünlüleri (evüm, elüñ), ilgi hâli eki (senüñ),
görülen geçmiş zaman ekinin 1. ve 2. şahıslardaki çekimi (geldüm, geldüñ), zarffiil
eki –Up, sıfat-fiil eki -dUk ve diğer bazı eklerde görülen ünlü yuvarlaklaşması,
Anadolu ağızlarının ancak bir kısmının karakteristik özelliğidir.
Ünlü yuvarlaklaşması, bugün Amasya, Tokat, Ordu, Samsun, Sinop,
Kastamonu, Giresun, Bartın, Bolu ile Ankara, Çorum, Çankırı, Malatya, Sivas ve
Yozgat’ın bazı ağızları ile Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz ağızlarında
görülmektedir (Karahan, 1996: 16, 17, 125).
2. Karşılaştırmada kullanacağımız ikinci ölçüt, ilerleyici benzeşmeyle ortaya
çıkan kalınlık-incelik bakımından ünlü benzeşmesidir. Eski Anadolu Türkçesi
eserlerinde tespit edilen ünlü değişmeleri, bu dönemde ilerleyici benzeşmenin
daha baskın olduğunu göstermektedir. Böyle bir benzeşme kalınlık-incelik
uyumunun olmadığı yabancı kökenli kelimelerde görülebilmektedir. Meselâ
Farsça “haste” kelimesinin ilerleyici benzeşmeyle “hasta” şekline dönüştüğünü
imlâdan anlamak mümkün değildir. Ancak aynı kelimenin “hastarak” (SN, 611)
şekli, bu benzeşmeyi açıkça göstermektedir. Eski Anadolu Türkçesinde Türkçe
kelimelerde de ilerleyici benzeşme örneklerine rastlanır. Meselâ “birez”
kelimesinin imlâsı, benzeşme olup olmadığı hususunda tereddüt yaratsa da aynı
kelimenin “birezcük” (SN, 593) şeklinin imlâsı bu tereddüdü ortadan
kaldırmaktadır. “İ- fiili” ve “ile” edatının Eski Anadolu Türkçesindeki ekleşme
sürecinin hızlanmasında ilerleyici benzeşmenin de etkili olduğu düşünülebilir. İfiili
ve ile edatının önceki kelimeye bitişik yazılması, ekleşmeyi ve dolayısıyla
benzeşmeyi gösteren bir işaret olabilir. Ünlü imlâsından anlaşılması zor olan bu
benzeşme, bazı ünsüzlerin yardımıyla takip edilebilmektedir. Meselâ
“yazugıdugın (KG, 131), dururıduk (Akalın, 1989: 27) örneklerinde ilerleyici
benzeşmeyle değişen ses yapısı g sesinden anlaşılmaktadır. Eski Anadolu
Türkçesinde görülen bu ilerleyici benzeşme, kalınlık-incelik bakımından Anadolu
ağızlarının da ayırıcı özelliklerindendir. Doğu Karadeniz ve Doğu, Güneydoğu
Anadolu ağızlarına ilerleyici değil gerileyici benzeşme hâkimdir. Hatta bu yüzden
i- fiili ve ile edatı bu yörelerde ekleşmeye direnç gösterir. Bu bölgeler dışındaki
bütün Anadolu ağızlarında Eski Anadolu Türkçesinde olduğu gibi ilerleyici
benzeşme görülür (Karahan, 1996: 3-8).

3. Arka damak ünsüzü h da karşılaştırmada kullanacağımız bir başka
ölçüttür. h, Eski Anadolu Türkçesini önceki yazı dillerinden ayıran önemli bir
ünsüzdür. Bu ses, Eski Anadolu Türkçesinde Türkçe kelimelerde iç seste k>h
değişmesi sonucu ortaya çıkar. Yahşı, yohsul (SV, 39), korhu, konmah (SN, 624).
Değişme muhtemelen yeni başladığı için k’lı, h’lı şekiller eserlerde başlangıçta
yan yanadır. Daha sonra h’lı şekiller azalmıştır. Çünkü yazı dilini etkileyen
İstanbul ağzında bu ses yoktur. h sesi Batı Anadolu ağızlarında duyulmaz. Doğu
Karadeniz ağızlarında ise alıntı kelimeler dışında bu ses kullanılmaz (Karahan,
1996: 65, 128).
İkinci Grup Özellikler:
1. Eski Anadolu Türkçesi ile önceki yazı dillerinde ortak olan özelliklerden
biri damak n’sinin varlığıdır. Damak n’si, Eski Türkçede olduğu gibi Eski
Anadolu Türkçesinde de vardır ve kef ile gösterilir. İstanbul ağzında damak n’si
bulunmadığı için bu işaretin 16. yüzyıldan itibaren gerçek telâffuzu yansıtmadığı
söylenebilir. Ama hiç olmazsa üç yüz yıl, Eski Anadolu Türkçesi bu sesi
korumuştur. Bugün Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgeleri
ağızlarında bu ses duyulmamaktadır. Eski Anadolu Türkçesi, bu bakımdan damak
n’sinin korunduğu diğer bölgelerin (Batı Anadolu, Orta Anadolu, Güney Anadolu,
kısmen Batı ve Orta Karadeniz) ağızlarıyla birleşmektedir (Karahan, 1996:19-
28).

2. Karşılaştırmada kullanacağımız son ölçüt, düz ünlülü bazı eklerin sebep
olduğu dudak uyumsuzluğudur. Aynı uyumsuzluk önceki yazı dillerinde de vardı.
Teklik 3. şahıs iyelik eki, öğrenilen geçmiş zaman eki, yükleme hâli eki, teklik 3.
şahıs görülen geçmiş zaman eki ve diğer bazı ekler Eski Anadolu Türkçesinde
düz ünlülüdür. Karahanlı Türkçesi eserlerinde bu ekler için kullanılan imlâ, Eski
Anadolu Türkçesinde devam etmiştir, böyle bir devamlılık, “imlâ kalıplaşması”
ihtimalini akla getirmektedir. Eğer bu imlâ gerçek fonetik değerleri yansıtıyorsa –
bu ihtimalin zayıf olduğu düşüncesindeyim- Eski Türkçenin bu ses yapısı Eski
Anadolu Türkçesinde de devam etmiş ve düz ünlülü ekler, yuvarlak ünlülü
tabanlarda dudak uyumunu bozmuştur. Bu özelliğin Oğuz Türkçesine özgü
olduğunu zannetmiyor ve burada Doğu Türkçesinin etkisini düşünüyorum.
Oğuzların hiç olmazsa şehirli olanları Anadolu’ya gelmeden önce bu yazı dilini
tanıyorlardı. 15. ve 17. yüzyıla ait Lâtin, Kiril, Yunan harfli metinlerde düz ünlülü
eklerin tam olarak uyuma tabi olmamasını Brendemoen, sayılarının azlığına
bağlıyor ve kelime tabanlarındaki son sesin genellikle düz ünlülü olmasından
dolayı az sayıdaki yuvarlak ünlülü tabanlarda görülen dudak uyumsuzluğunun
göze batmadığını, bazı eklerde de (-mIş, -cI) ünsüzlerin etkili olabileceğini ifade
ediyor (Brendemoen, 1977-79: 235-236). Sebebi ne olursa olsun bu özellik Eski
Anadolu Türkçesinde ortaya çıkan bir özellik değildir. Anadolu’da bu şekilde düz
ünlülü ekleri koruyan ağızlar, kısmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Doğu
Karadeniz ağızlarıdır (Karahan, 1996: 11).
Eski Anadolu Türkçesi, bu bakımdan İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu, Güney Anadolu, Orta ve Batı Karadeniz ağızlarıyla birleşmektedir.
Buraya kadar yaptığımız karşılaştırma bize şunları düşündürüyor:
Batı Anadolu bölgesi ağızları, Eski Anadolu Türkçesinden, ünlü
yuvarlaklaşması ve h sesi olmadığı için uzaklaşıyor.

Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz ağızları, damak n’si bulunmadığından ve
ilerleyici benzeşmenin baskın olmayışından dolayı Eski Anadolu Türkçesinden
farklılık gösteriyor. Eski Anadolu Türkçesinin eklerdeki düz ünlülük dışında ünlü
yuvarlaklaşması, ilerleyici benzeşme, h ve damak n’si özelliklerinin hepsini ise
Orta Anadolu bölgesi (Ankara, Çorum, Çankırı, Sivas, Malatya ve Yozgat’ın bazı
yöreleri) ile Orta ve Batı Karadeniz Bölgesinin (Amasya, Tokat, Kastamonu,
Bartın, Bolu, Zonguldak ile Ordu, Samsun, Sinop ve Giresun’un bazı yöreleri)
bazı ağızlarında görmekteyiz. Ünlü yuvarlaklaşmasının olmadığı Konya ve
Kırşehir yöresi ağızları da bu bakımdan Eski Anadolu Türkçesine yakın değildir.
Dil verileri, batıda Bolu’dan, güneyde Ankara’nın kuzeyini, doğuda Malatya,
Sivas, Amasya’yı içine alan bölge ağızları ile Eski Anadolu Türkçesi arasında
benzerliğin diğer bölgelere göre çok olduğunu göstermektedir.
Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşunda yazı dili-ağız ilişkisi konusunda
tarihçiler şu görüşleri ileri sürer. M. Halil Yinanç, Orta Anadolu’ya yerleşen
Türkmenlerin çoğunluğunu Kınıklar teşkil ettiği için bu boyun ağzının diğer
ağızlara baskın geldiği, geniş bir bölgeyi etkileyen bu ağzın Anadolu Türk yazı
dilinin esasını teşkil ettiği görüşündedir (Yinanç, 1944:173). Z. Korkmaz ise
Anadolu’ya yerleşen Kınık boyunun ağız özellikleri arasında h sesinin
bulunmadığına işaret ediyor. Ayrıca Korkmaz’ın verdiği örnekler arasında ünlü
yuvarlaklaşması da bulunmaktadır (Korkmaz, ünlü yuvarlaklaşmasının Kayılarla,
Alayuntlu ve Eymir boylarına ait bir özellik olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Korkmaz, 1995: 182, 183, 187). Yılmaz Öztuna da Kınık-Kayı ağzının bugünkü
Türkiye Türkçesine esas olabileceği ihtimalinden söz eder (Öztuna, 1983: 431).
Bu görüşler Anadolu yerleşim tarihinin bize sunduğu belgelere dayanan
görüşlerdir.
Tarihî kaynaklara göre Anadolu’da ilk eser verenler, meselâ Sultan Veled,
Hoca Dehhanî, Ahmet Fakih, Konya’da yetişmiş ve Konya’da eser vermiştir.
Şeyyad Hamza, Akşehirli; Âşık Paşa ve Gülşehrî, Kırşehirlidir. Konya, Anadolu
Selçuklularının başkenti ve kültür merkezidir. Kırşehir de dönemin önemli kültür
merkezlerinden biridir. İlk müelliflerin Konyalı, Kırşehirli olması yazı dilinin bu
yöre ağızları temelinde ve bu yörelerde teşekkül ettiği düşüncesini akla getirebilir.
Ancak Konya ve Kırşehir yöresi ağızlarında, Eski Anadolu Türkçesinin en önemli
özelliği olan ünlü yuvarlaklaşması görülmemesi bu düşünceyi zayıflatmaktadır.
Eğer yazı dili Anadolu dışında değil de Anadolu’da teşekkül etti ise, ihtimal
sınırlarını genişletmek ve Konya, Kırşehir dışında, meselâ Amasya, Tokat, Sivas
gibi dil özellikleri bakımından Eski Anadolu Türkçesine en yakın olan dönemin
diğer kültür merkezlerini de bu sınırlar içine almak gerekmektedir. 11. yüzyıl
sonlarından itibaren Danişmendliler hâkimiyetinde olan Amasya, Tokat, Sivas ve
çevresi (Sinop, Kayseri, Yozgat, Çankırı, Kastamonu, Çorum, Malatya) 12.
yüzyılda Selçuklu sarayına bağlandıktan sonra da kültürel canlılıklarını devam
ettirmişlerdir. Tarihî kaynaklar bu yörelere yerleşik hayatın 11.-13. yüzyıllarda
hâkim olduğunu ve sanayi, ticaret faaliyetlerinin buralarda çok ilerlemiş
bulunduğunu kaydetmektedir (Akdağ, 1972: 76). Ancak bu bölgelerdeki kültürel
gelişmeyi dile dayalı eserlerle değil, daha çok mimarî eserlerle takip edebiliyoruz.
Burada Hekim Bereket tarafından yazılan Tuhfe-i Mübarizî adlı tıp kitabının 13.
yüzyıl başlarında Halifet Gazi adına, Amasya’da mı yoksa 14. yüzyılda
Aydınoğlu Mehmet Bey adına Aydın’da mı yazıldığı meselesinin hâlâ
çözümlenemediğini de belirtmek istiyorum (Koman, 1955: 689-705, Bayram,
1996: 95-100).
Bu bildirinin asıl amacı, Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşunda yazı diliağız
ilişkisi konusunu gündeme getirmekti. Bir hüküm verebilmek için bu
dönemle ilgili gerek dil, gerekse tarih verileri şimdilik yeterli değildir. Gelecekte
yeni malzemelerin, yeni delillerin ortaya çıkabileceğini ümit ederek, zihnimi
meşgul eden şu sorular üzerinde düşünmeye devam edeceğim.

1.Yazı dilinin teşekkülünde Anadolu’da herhangi bir ağız etkili olmuş
mudur? Eğer olmuşsa bu ağzın Eski Anadolu Türkçesi için karakteristik olan
özellikleri taşıması gerekmez mi?
2. Ünlü yuvarlaklaşması görülmemesine rağmen Konya ve Kırşehir yöresi
ağızları yazı diline kaynaklık edebilir mi?
3. Anadolu’da Konya ve Kırşehir dışında aynı dönemde başka kültür
merkezleri yok mudur? Varsa yazı dili bu yörelerde teşekkül etmiş olamaz mı?
4. Ağız özellikleri bakımından Eski Anadolu Türkçesine çok benzeyen,
siyaset ve kültür tarihçilerinin önem verdikleri Amasya, Sivas, Tokat ve yöresine
dil tarihçileri de dikkatlerini çeviremez mi?
5. Ünlü yuvarlaklaşması bazı Oğuz ağızlarının özelliği olduğuna göre hem
Anadolu hem de Harezm’de 13. ve 14. yüzyıl yazı dillerinde etkili olan aynı Oğuz
ağızları ve aynı Oğuz boyları mıdır? Bu imtiyazlı Oğuz boylarının ağzı Anadolu
dışında mı yazı dili olma sürecine girdi? Bu süreç Anadolu’ya gelen aynı Oğuz
boyları tarafından mı devam ettirildi?

Kaynaklar
Mehmet Akalın, Ahmedî’nin Dili, TDAY-1989, Ankara 1989, s. 9-153.Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İctimaî Tarihi, Cem Yayınevi,Ankara 1974.
Muzaffer Akkuş, Kitâb-ı Gunya, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1995.Mikâil Bayram, Anadolu’da Telif Edilen İlk Türkçe Eser Meselesi, V. MillîSelçuklu Kültür ve Medeniyeti Semineri Bildirileri, s. 95-100.
Bernt Brendemoen, Labiyal Ünlü Uyumunun Gelişmesi Üzerine BazıNotlar, Türkiyat Mecmuası, C. XIX, 1977-1979, s. 223-240.
Ilse Laude-Cirtautas, Son Elli Yılda Edebî Özbekçenin Gelişmesi Üzerine,Türk Kültürü Araştırmaları, XVII-2, 1976, s. 77-92.
Hayati Develi, Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre 17. Yüzyıl OsmanlıTürkçesinde Ses Benzeşmeleri ve Uyumlar, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
1995.
Cem Dilçin, Süheyl ü Nev-Bahar, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları,
Ankara 1991.
Musa Duman, Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre 17. Yüzyılda SesDeğişmeleri, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1995.
J. Eckmann, Harezm, Kıpçak ve Çağatay Türkçesi Üzerine Araştırmalar,Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1996.
Leylâ Karahan, Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, Türk Dil KurumuYayınları, Ankara 1996.
Mahmut Mesut Koman, Tuhfe-i Mübârizî, Bilgi Basım ve Yayınevi,İstanbul 1955.
Zeynep Korkmaz, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, Türk Dil KurumuYayınları, Ankara 1995.
Mecdut Mansuroğlu, Sultan Veled’in Türkçe Manzumeleri, İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1958.
Elena Markovna Napolnova, Edebî Eski Anadolu Türkçesinde Bazı GenelÖzellikler, TDAY -1989, Ankara 1994, s. 331-334.
Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1983, C.I.
Ferdinand de Saussure, Genel Dilbilim Dersleri, Çeviren: Berke Vardar,Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1978.
Faruk Sümer, Oğuzlar, ANA Yayınları, İstanbul 1980.
Faruk Kadri Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi, Edebiyat Fakültesi Basımevi,İstanbul 1981.
M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, İstanbul Burhaneddin Matbaası, 1944.