Kurtuluş Savaşı Romanları/ Fethi Naci
Kurtuluş Savaşı’nın romanlarımızda önemli bir yeri var.
Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan romanların çoğu, bu savaşı yaşamayanların araştımalara dayanarak yazdıkları romanlardır. Oysa Halide Edib Adıvar, Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir yazar; savaşı bütün acısıyla,üzüntüsüyle yaşamış ve Ateşten Gömlek’i, 1922 yılında, sıcağı sıcağına yazmış. Ateşten Gömlek, Halide Edib’in tanıklığı; başarısı ve gücü bu tanıklıktan geliyor.
Kemal Tahir’in 1965’te yayımlanan Yorgun Savaşçı adlı romanı üç bölüm: İlk bölümde, çeşitli konularda, değişik kişilerin ağızından, Kemal Tahir’in “kuramsal” düşüncelerini okuyoruz; ikinci bölümde, halkın yaşadığı büyük yılgınlık anlatılıyor; üçüncü bölümde, çok güç koşullar içinde çetelerden düzenli orduya geçişi okuyoruz. Romanın en ilginç yanı, Kemal Tahir’in çeteler hakkındaki düşüncesinin Mustafa Kemal’in düşünceleri olması. Kemal Tahir, yüzbaşı Selâhattin Beye, "Çabuk kurtulmalıyız bu it sürüsünden (Çetelerden - F.N.). En kısa zamanda." dedirtir. Mustafa Kemal de çeteler hakkında şöyle demişti: "Ben, bir yandan ordumuzu canlandırmak ve güçlendirmek için gerekli işleri yaparken bir yandan da, kurulmuş bulunan ulusal birliklerden, her türlü sakıncalarına karşın her yerde, ister istemez, olabildiğince yararlanmaya çalışmakta idim. Ama, sağlam bir düzenbağı (disiplin) isteyen ve buyruklara hiç düşünmeden ve duraksamadan uymayı gerektiren önemli askerlik görevlerinin ancak düzenli ordu ile yapılabileceği gerçeğini unutmaya elbette yer yoktu. Ulusal birliklerden yararlanma ancak, zaman kazanmak amacı ile olabilirdi." (Söylev, Cilt II, s. 326)
Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları’nda (1956), "servetinin hesabını doğru olarak bilmeyecek kadar zengin bir Abdülhamit paşasının biricik oğlu" Kâmil Beyin, aristokrat bir aydının, memleket insanlarını, memleket gerçeklerini tanıyarak devrimci bir aydın oluşunun romanını yazıyor. Esir Şehrin İnsanları, Kemal Tahir’in en sevdiğim romanıdır. Ne var ki Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları’ndan on beş yıl sonra yayımladığı Yol Ayrımı’nda (1971), Üçüncü Bölüm’ün V. kısmında, Kâmil Beyin eski karısı Nermin Hanım’ı Kâmil Bey hakkında konuşturur ve birdenbire ilk iki romanda (Esir Şehrin İnsanları ile Esir Şehrin Mahpusu’nda) tanıdığımız Kâmil Bey gider, yerine "başka" bir Kâmil Bey gelir. Kemal Tahir’in Yol Ayrımı’nın ve Esir Şehrin İnsanları’nın birinci ve ikinci baskılarının ve Esir Şehrin Mahpusu’nun birlikte okunması ilginç bir gerçeği gözler önüne seriyor: Kemal Tahir, 1956’da yayımlanan Esir Şehrin İnsanları’nda yarattığı Kâmil Beyin kişiliğini 1971’de yayımlanan Yol Ayrımı’nda -Nermin Hanıma yaptırdığı açıklamalarla- değiştirmiş; bunu yapabilmek için de Esir Şehrin İnsanları’nın 1969’da yapılan ikinci baskısında birçok değişiklik yapmış, romanı nerdeyse yeniden yazmıştır. Kemal Tahir, sanki Kâmil Beyi bahane ederek bir başkasıyla hesaplaşmakta. Ben, bu "başkası" nın Nâzım Hikmet olduğuna inanıyorum.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Sahnenin Dışındakiler adlı romanında, roman kişisi İhsan, "Orada (Anadolu’da - F.N.) mücadele var, muhabere var. Mukadderatımız orada halledilecek! Asıl sahne orası. Biz burada maalesef sadece seyirciyiz." diyor. Romanın adı buradan geliyor sahnenin dışındakiler. Biraz aldatıcı bir ad; buna bakarak Tanpınar’ın “sahneyi” yada "mücadele"yi bir ölçüt olarak aldığı, değişik de olsa bir "milli mücadele" romanı yazmak istediği sanılabilir. Oysa Tanpınar için önemli olan sahnenin dışında ya da içinde olmak değil, birtakım insanları anlatmak. Bir de, belki, bu insanları anlatarak bir şeyleri aramak, bir çöküşün içinden bir aydınlık kapıya, bir yeni insana ulaşmaya çalışmak.
Tarık Buğra’nın, romanını yazarken, yaşantısından yararlanmasının büyük payı var Küçük Ağa’nın (1964, 1966) başarısında: Kişilerini yaşadıkları koşulların gerçekliği içinde ele alıyor; gelenekleri, yetiştirme koşullarını, yerleşik değer yargılarını hiçbir zaman gözden ırak tutmuyor; yanılanlar varsa, bu yanılmayı doğuran nedenleri anlamaya, anlatmaya çalışıyor. Ne var ki Tarık Buğra’nın "Bir roman yazarının bir adamı gibi, tam o kadar objektif olması gerektiğine inanıyorum." havada kalıyor: Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’na, bir bilim adamı gibi “objektif” olarak değil, belirli bir görüşün yazarı olarak bakıyor.
Fethi NaciYüzyılın Yüz Romanı
Adam Yayınları 2002, s. 25-27